31 Tem 2009

Yasak!

İçemezsin, çık dışarı. Kötü insan, kaka insan, kokan insan.

Tamam! Bu tavrı bir not alalım, cebimizde saklayalım. Daha sonra tekrar kullanacağız.

Kapalı mekanlarda sigara içmek yasak. Mekan kimin? Can'ın, Onur'un, Selo'nun, Mertol'un hiç farketmez. Sahip karar verebiliyor mu mekanında ne yapılıp yapılamayacağına? Hayır, söz hakkı yok. Yasa var koskoca. A5 boyutundan az olmamak kaydı ile kocaman karşında. Kimine göre 62, kimine göre 69, yuvarlak hesap olsun diyene göre 70TL ceza.

Hani demokrasi deniyor ya işe gelince memlekette. Vatandaş düşünür, bugünü için, yarını için en iyisi neyse ona karar verir. O'nun kararı esastır, esas demokrasidir, demokrasi devlettir. Tamam güzel teori. Hadi gelin teoriyi güncel sigara yasağı konusu ile örnek pratiğe dökelim. Keyfi olarak bulunulan mekanlara; Restaurantlara, kafelere, barlara soralım. Sen sigara içilen mekan mısın, içilmeyen mekan mı? Cevabını yazalım kapısına, keyfiyetine göre müşterilerini karşılasın. Müşteri bilsin ve kendi iradesi ile içeriye girsin ya da girmesin?

-Mantıklı değil mi?
-Mantıklı.

-Olur mu?
-Olmaz!

-Neden olmaz?
-İşte efendim sigara içmeyen vatandaş o iradeyi çeşitli sebeplerden uygulayamaz!

-Çeşitli sebepler?
-Sosyal nedenler, zararın görmezden gelinmesi...

Olmaz dedirten bu sebepleri denklem içerisinde düşündüm ve karşılıklarını şu şekilde çıkattım;

Mahalle baskısı
Eğitimsizlik
..
.

Demek ki vatandaşı yukarıda sıraladığım karşılıklardan korumak için demokrasiden ödün veriliyormuş. Demek ki "korunması gereken" olduğunda, basma kalıp şekilde, her seferinde "demokrasi" denmiyormuş!

Cebimizdeki notu çıkaralım. Bu iki yüzlü tavır yaşantımızın başka hangi taraflarında var bir bakınalım.


Not: Sigara içmiyorum.

30 Tem 2009

Rakı Masası Adabı

Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli. Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır.
Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble
rakıyı içmek makbul değildir. Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır. Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür. İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınır ki akciğerler de nasibini alsın.

Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz.
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz.
Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır. Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz. İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez.

Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iy i olur ama) buz konur. Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...

Rakıya buz koymak neden yanlıştır; Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır. İçmeye başlamadan önce aperatif bir şeyler yenmelidir. Favori zeytinyağlılardır.
Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller.
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoş geldiniz vs. falan diye.

Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır. Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir.. Rakı şalgam suyuyla içilmez! Mezesiz de rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için. Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez.

Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz. Bağıra çağıra, böğüre öğüre konuşulmaz...
Sakin olmak, efendi takılmak gerekir... Önce kendine gel, sonra meyhaneye, Kalender ol da gir kalenderhaneye, Bu yol kendini yenmişlerin yoludur, Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye...

Rakı bardağı boş beklemez... Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır. Usul, adap bilen en genç kişinin saki(*farsça; kadeh sunan) olması adettendir, büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz... Ev sahibi olsa bile.

Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir.

Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir, bunu fark ettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp gitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terk etmeyin. Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...

Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada kibar hanımefendiler olsa dahi) olmaz. Her nevi ızgara balık (lüfer, çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği, hususi nihavent ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud uğurlu çalgısı
olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir. Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir. Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir. Yani hem anlatır hem dinler...

Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen,
insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı aynı saygıyı göstermek zorundadır. Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,
aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır.

En büyük mezesi muhabbettir. Muhabbet konusu 'Bi' kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı' gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi, 'Bu güneş niye hep doğudan doğuyor, batıdan batıyor?' gibi yarı-felsefi konular da olabilir.

Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyağı süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini (*nefis, güzel...) dengeler, damarlarınızı büzer, anasonla dost olur...

- NEYMİŞ?
- RAKI İÇMEK SANATTIR...

Aydın BOYSAN

29 Tem 2009

İstanbul Gezginleri


Önceki gün, "İstanbul seni senden iyi tanıyan" adlı yazıyı Kaleli'nin teşviği ile yazmıştım.. kendisi bu seferde cnn.com 'da yayınlanmış "A travel homecoming in Turkey" adlı eski bir makale bulmuş.. bende az buçuk araştırdım ve Rick Steves adlı bu kişinin aslında bir gezgin olduğunu öğrendim. İnsan yaşadığı şehrin dünya çapında bu kadar hayranı olduğunu görünce tuhaf bir sahiplenme duygusuyla gururlanıyor.. zor ama güzel bu şehirde yaşamak.. sadece denizi, boğazı tarihi değil.. tuhaf bir cazibesi var.. biz mi çok abartıyoruz derdim hep.. haksızlık ediyoruz elbet, biraz da şımarıklık..

Rick Steves, 1955-Washington doğumlu bir yazar ve A.B.D'de tanınmış bir televizyon yorumcusu. Bugüne kadar 30 dan fazla seyahat kitabı çıkarmış, Avrupa tutkunu bir gezer aynı zamanda. 1973 den bu yana her yılın yaklaşık 120 gününü Avrupa'da seyahat ederek geçiriyormuş.. İstanbul için yazdıkları samimi ve içten.. işte bir paragrafı ve link'te yazının tamamı..

"Sitting down in the yellow "taksi" at Istanbul's Ataturk Airport and seeing the welcoming grin of the unshaven driver who greeted me with "Merhaba" (hello), I just blurted out, "Cok guzel." I forgot I remembered the phrase. It just came to me -- like a baby shouts for joy. I was back and it was "beautiful" indeed. I went through a decade-long period of annual visits, but it's been years since I wished a Turk "merhaba," that local aloha or namaste. My first hours in Turkey were filled with deja vu moments like no travel homecoming I've ever had."
. . .
"While Turkey's new affluence has killed the dolmus, the echoes of the boys hollering from the vans bounced happily all around me: "Aksaray, Aksaray, Aksaray." . . "Sultanahmet, Sultanahmet, Sultanahmet." My favorite call was for the train station's neighborhood: "Sirkeci, Sirkeci, Sirkeci." "

edition.cnn.com/2007/TRAVEL/getaways/10/26/istanbul/index.html

3G


3G'de şafak doğan güneş, 3G ile hayatımızda ne değişecekmiş? 2. nesilden şikayetciyken 3. nesli kaldırabilir miyiz?

Bir millattır bence cep telefonu ve internetin hayatımıza girmesi.. bir on sene önce parmaklarımız acırdı o yeşil ekran üstünde siyah-gri mesajları yazacağız diye.. bakmadan yazar hale gelmiştik ( ellerini bırakarak yazanlar bile duydum :P ).. çağrı bırakmalar-aklımdasın.. "nasıl telefonunun şarjı biter!" aynı zamanda icq, mirc ve adsl ile birlikte görüntülü chat.. hoş anılar olarak kaldı derken . . .

Şimdi ikisinin gücü tamamen birleşiyor.. eminim kızlar daha çok seviniyordur.. ilk fırsatta doğum günü hediyesi veya sevgililer gününde alınası hediye olacak 3G'li cep telefonu.. akıllı adam veya çapkın adam 3G telefon kullanmaz tripleri yapan olacaktır ama nereye kadar.. adamı uğraştıracaklar.. kamerasına kalem sokanlar, "aşkım elektrikler gitti, ben seni görüyorum devam et sen.." ya da "kameranın müşürü yanmış.. meme yapmış.." türlü türlü bahaneler.. eskiden böyle miymiş (?)..

Bir de komik anılar olacak elbet, Avea güzel bir reklam yapmış; kızın telefonunu karıştırırken aniden babası karşında.. veya en yakın arkadaşın arayacak; kız bi yerden tanıdık geliyor ama dönüp bakamayacak arka masasına.. seni arayacak "olm bak bakiim arka masada ki benim eski manita değil mi, ben dönemiyorum şimdi arkama?"

İşin birazda ciddi tarafını ele alalım, neler değişecekmiş gerçekten;

örneğin, 3G teknolojisine uyumlu üretilecek Sim kartlı buzdolaplarıyla cep telefonundan buzdolabında kaç paket süt kaldığı görülecek, buna göre eve gelmeden markete uğranacak.. ayrıca, rutin iş toplantılarının büyük bölümü görüntü teknolojisi sayesinde video konferans ortamına kayacak.. öğrenciler, mobil cihazlarıyla uzaktan dersleri takip edebilecek; doktorlar hastalarının tedavilerini cepten izleyebilecek (miş).. gerek var mıydı?

Bunun yanında mevcut standart bilgisayardaki adsl hızının 72 katına ulaşılacakmış.. yani çok daha hızlı.. bu da kesintisiz görüntülü iletişimi mümkün kılacak.. yani 2G'deki sesli konuşmanın yanı sıra karşınızdaki kişiyi canlı olarak görerek de sohbet edebilecekmişiz.. bi kere buna pek inanasım gelmiyor zaten Turkcell başta olmak üzere rekabet bahanesiyle kıvırmaya başlamış.

Bir de 3-4 dakikada bir film indirecekmişiz, şunu belirtelim öncellikle; biz korsana karşıyız.. hayatta öyle indirme bindirmeyle işimiz olmaz.. biz bu maçları izleyelim yeter, Digiturk'le anlaşma yapılmış fakat bu sadece Turkcell'lilere özelmiş tabii ki... göreceğiz...

Schumacher Geri Mi Dönüyor?


Bu manşeti 2007 ya da 2008 sezonunda görsem çok heyecanlanırdım. Futbol fanatiklerinin sevgi ve sevinç ritüeli olan tura çıkmak eyleminde bile bulunurdum. Gün bugün olunca ve aradan ciddi bir zaman geçince, manşetin etkisi ufak bir tebessümde kalıyor.

Olasılık haberini ilk duyduğumda ve daha sonra güvendiğim kaynaklardan doğrulattığımda verdiğim ilk tepki "mantıklı" demek oldu. Massa'nın geçirdiği feci kaza ile sezonu kapatmış olması, Ferrari takımı için 2009 sezonunun başlamadan biten bir angaryaya dönüşmesi, taşların Schumi geri dönmeli şekilde yerine oturmasını sağlıyor. Konuya başka bir taraftan bakacak olursak da, sportif olarak başarısız bir sezonu reklam ve pazarlama açısından şova dönüştürme şansını kullanmak Ferrari için önemli olacaktır. Tribünlerdeki seyirci sayısı ve reytinglerdeki dramatik düşüş, bu dönüş senaryosunun gerçekleşmesini en çok Bernie Ecclestone'nun isteyeceğini de aklıma getiriyor.

Yıllardır Ferrari için yetiştirildiği konuşulan Vettel'in, bu sezonun flaş takımlarından Red Bull'u bırakıp Ferrari'ye gelmesi ve sürücüler klasmanındaki 3.'lüğünü tehlikeye atması beklenecek bir gelişme değildir. Sezonun kalan 7 yarışında da test pilotları Luca Badoer ve Marc Gene ile yarışmak ne Ferrari takımı ne de taraftarları için tatmin edici olacaktır.

Her ne kadar yukarıda çizdiğimiz yolların tümü Schumi'nin 2009 sezonunu Ferrari için tamamlaması gerektiğini gösteriyorsa da, bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Büyükçene bir Michael Schumacher fan'ı olarak, yetersiz araç, adaptasyon ve kondisyon üçgeni içerisinde efsane'nin başarısız olma tehlikesini göz ardı edemiyorum. Bunu yaşamak istemiyor ve Schumi'nin böyle bir tatlı kumara kalkışmayacağını umut ediyorum.

Delikanlı Bülent

Valla sözünde durmak heralde böyle birşey. 5 yerim 6 yemem, 7 yerim 8 yemem diyen Türbülent sözünde durdu ve ilk maçında 5(Beş)lik oluverdi, harbi delikanlı adammış. Güzel bir şehirin halkını ve futbol takımını bu kadar antipatik hale getiren Bülent ve Mecnun Odyakmaz Bey'i tebrik etmek lazım. Atalarımız çok güzel söylemiş büyük lokma ye büyük söz söyleme diye. Birtane kupa kazanmamışsın. 2.lik dışında başarın yok, tutupta kendini 4 büyüklerle kıyaslıyorsun ama hata sende değil hata bizim medyamıza, bayılıyoruz böyle külhanbeyi tavırlı, asi,kavgacı reyting yapan insanlara. Dünde kırsaydın kulübenin camını Bülent Efendi neden kırmadın süt dökmüş kedi gibiydin. 3-0 da futbol görüşlerine saygı gösterdiğim Mertol'u aradım aynı görüşte birleştik; takke düştü kel göründü. Mecnun Odyakmaz ve Bülent Uygun'a selamlar.

28 Tem 2009

İstanbul, seni senden iyi tanıyanlar...

video
Masada memleketi kurtaran bir millet olarak zaman zaman iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırdığımız da oluyordur elbet.. şu güzel ülkemizin tanıtımını yapamıyoruz.. elalem ne güzel reklamlar, billboardlar yapıyor, hazırlıyor diye dövünürüz.. itiraf ederim ki hiç birimiz İstanbul'a gelip fellik fellik gezen turistlerden daha iyi tanımıyoruz güzel tarihi "şehr-i İstanbul"umuzu.. o herşeyin ve tüm sorunların altında aradığımız Amerikalılardan bir tanesi; ABD’nin en popüler sabah haberleri olan “The Today’s Show”un sunucusu Matt Lauer, geçtiğimiz sene Mayıs ayında İstanbul’dan yapmış olduğu 2.5 saatlik canlı yayınla ABD’lileri Türkiye’ye hayran etmiş.

video 1
video 2
video 3

(eski-yeni daha fazlasını, videolari izlerken sol taraftaki konsolda bulablirsiniz.)

Sutanahmet Camii, sema gösterisi, Kapadokya gibi konulara geniş yer verdikten sonra NBC’nin telefonları kilitlenmiş. Milyonlarca Amerikalı Türkiye’ye seyahat etmek istediklerini söylemişler.

Türkiye’ye turist sayısının artmasını sağlayacak bu tanıtımın arkasındaki isim ise NBC ‘nin Türkiye temsilcisi gazeteci Aziz Akyavaş'mış. Yaklaşık beş yıldır programın İstanbul’dan yapılmasını sağlamak için NBC yöneticilerine ısrar eden Akyavaş, organizasyonun kusursuz olmasını sağlamış.

Bizler de en azından bu videoyu Facebook ortamında paylaşarak ufak da olsa bir katkıda bulunabiliriz..
http://www.facebook.com/video/video.php?v=219190820173&ref=nf

27 Tem 2009

Çeşme


"Eskiden -1930’larda- İzmir-Çeşme arası at ya da eşek arabalarıyla gidip gelmek yirmi dört saatten fazla sürermiş. Geceyi Urla ya da Uzunkuyu’da -Zeytinler Köyü civarı- geçirirlermiş. Şimdiki yola paralel, sağında ve solunda, bazan deniz içinde kalan dar bir geçit, bir köprü gözümüze çarpar. İki at arabası karşı karşıya gelirse dururlar, biri diğerine yol vermek suretiyle geçiş sağlanırmış. Tabi yolda karşılaşma olasılığı olan herkes birbirini tanırmış. Çeşme’de hiç eczane olmadığı, yalnızca bir hükümet doktoru ve bir belediye doktoru olduğu o günlerde, sağlık problemi ya da düğün gibi önemli bir nedenle bu yolculuk göze alınırmış. Daha daha sonra yolu üç saatte gidebilenler, iyi ve hızlı bir yolculuk yaptıklarını düşünmüşler. Küçükken mekanlar daha büyük, yollar uzun gelir insana. Çeşme’ye gitmek ciddi bir işti. Elektrik direkleri, trafik işaretleri, karşıdan gelen arabalar sayılır, radyoda skeçler dinlenirdi de yol bitmek bilmezdi."

www.flickr.com/photos/fezaizmir/3308435297
iddia : 28

İbrahimovic-Eto'o takası söylentileri çıkar çıkmaz transfer %100 gerçekleşmemişti.. fakat bir Pazar günü olmalı.. Bebek Susam'da oturuken güzel bir yemeğine şu iddaya tutuştuk; Barcelona'nın İbrahimoviç'i (gün itibariyle transfer gerçekleşmiştir, iddia yürürlüktedir) 2009-2010 sezonu boyunca La Liga'da 28 gol atabilir mi atamaz mı.
28 => Kale kazanır, aksi takdirde Selo - Mertol..
sakatlanma, oynadığı maç sayısı ve penlatılar iddiayı değiştirmez veya bozamaz..

Beğenmeyip Yolladığımız Yabancılar

Yıllar yılı her zaman efsanedir; Kaka'nın Gaziantepspor'a geldiği fakat beğenilmediği, Ronaldo'nun PSV'den önce Fenerbahçe'nin kapısından içeri alınmadığı, Ibrahimovic'in tam Beşiktaş'a transfer olacağı sırada vaz geçilip, Pascal Nouma'nın alındığı ve daha niceleri. Fakat daha önce hiç aşağıdaki göreceğiniz fotoğraftaki gibi kanıt yoktu elimizde.

Evet tanıdık geldi di mi. Gol sevinçlerinden sonra makinalı tüfek gibi bir sevinci olan Jimmy Floyd Hasselbeink yanlış duymadınız :) Fotoğraf Samsun'da bir kıraahathanede çekilmiş ( Oğlum Jimmy abine bi açık çay getir muhabbeti kesin olmuştur ). Gerçekten enterasan, allah bilir ne ümitlerle getirdi Hasselbaink'i bıyıklı abimiz Samsunspor'a. Deneyin ilerde yıldız olacak, füze gibi şutları var, çok güçlü tam aradığınız topçu demiştir yöneticilere. ama futboldan "çok iyi anlayan" yönetici abilerimiz yine beğenmemişlerdir kesin. Bu Samsunspor'un 2. yaptığı yanlış harekettir bknz: Sami Hyypia (1999-2009 senelerinde Liverpool'da oynamıştır, Samsunspor'da beğenilmedikten sonra). Umarım bu tarz haberler artık son bulur ve bizde ayağımıza kadar gelen yıldızları beğenmeyip yollamayız.

24 Tem 2009

Yeni Şehir Eskişehir

Uzun zamandır Eskişehir'e gidenlerden duyuyordum şöyle güzel böyle güzel diye.. ne kadar güzel olabilir ki diyordum içimden.. öğrenci şehri olarak bilirim ben Eskişehir'i.. hiç gitmedim hayatımda ve annemin anneannesi 101 yaşında, dedesi 106 yaşında eski subay Mustafa Dinçtürk ve hala hayattalar!..O'nun da babası Selanik baş müftüsüymüş.. dipnot.. neyse soyağacı böyle uzar gider dönelim esas konumuza..

Helal olsun adam götürüyor mötürüyor ama çalışıp bir şeyler de yapıyor devri çoktan kapandı. Hala kapanmadığını düşünenler, bu devran böyle gelmiş böyle döner sananlar, Yılmaz Büyükerşen'i örnek olarak alıp yemeden de bir şeyler yapılabileneceğini görsünler..
www.eskisehir-bld.gov.tr

Eskişehir'in bir Avrupa şehrinden ne farkı kaldı. "
Durmak yok yola devam" dediğin zaman böyle devam edeceksin, tersine değil. "Sen Domalan'sın, Sen İstanbul'sun" büyük düşün gibi şaçma vaadler vermeyeceksin..

Artık Eskişehir'in de ortasından tıpkı Paris ve Viyana'daki gibi plajlar geçiyor. Ama o ülkelerin plajlarından denize girilmezken Eskişehir'de giriliyor.. Olmaz diye bir şey yok. Türkiye'de bozkırın göbeğinde tıpkı Paris gibi, Venedik gibi bir şehir var. Üstelik denizi olmayan o şehre plaj bile yapıldı. Denizi olmayan Eskişehir'in artık açık olimpik havuzu ve yüzlerce vatandaşın aynı anda güneşlenebileceği kumsalı olan yapay plajı oldu. Bozkırın ortasında açılan plaj ve havuzun Türkiye'de benzeri yok, dünyada da eşine ender rastlanır..

90'larda Spor

Tenis ;

90' larda beni tenise başlatan Andre Agassi, Hayatım boyunca bu tarz sıra dışı, isyankar sporcuları daha çok sevmişimdir. Dünyanın belki gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi olmadı hiçbir zaman.. ama Top 10 yapıldığında ilk 10'a girecek tenisçidir. Kendisi gibi teniste bir efsane olan Steffi Graf ile evlidir. Onu yıllarca uzun saçları ve tenisin klasik beyaz giyim tarzına inat giydiği renkli t-shirtlerden hatırlayacağız. (Her ne kadar Steffi Graf 'tan sonra 0n numara saç traşı ,sakalsız ve klasik beyaz giyinsede) Benim gözümde her zaman 1 numaradır.

Futbol ;

Sabahtan akşama kadar futbol izlesem bıkmam, hayatımda önemli bir yer kaplar, tek aşk Beşiktaşk! Arkadaşların bildiği gibi koyu bir Beşiktaş taraftarıyım.. ama yanılıyorsunuz size Beşiktaş’tan bahsetmeyeceğim. 90’lara damga vurmuş bir kaleciden bahsedeceğim. Peter Schmeichel Agassi’de bahsettiğim karakteristik özellikleri, agresifliği-hırsı, kimi zaman imkansız kurtarışları ,oyunu okuma zekası ile benim gözümde 1 numaradır. Peter Schmeichel, Manchester taraftarları için en büyük futbolculardan biridir. Çok güçlü kollara ve vücuda sahip bir futbolcudur, kalecidir. Tek kolu ile iki kişiyi engelleyerek top alabilme özelliği vardır. Refleks onun göbek adıdır .Kariyerine Brondby (4 yıl), Manchester United (8 yıl), Sporting Lisbon (2 yıl), Manchester City (1 yıl) ile sonlandırmıştır. Ben ise onu tabii ki Manchester’ın dev kalecisi olarak hatırlayacağım.

Olimpiyatlar - Halter ;

O senelerde Olimpiyat denince aklıma rahmetli Özal’ın bizzat kendisinin gidip Bulgaristan’dan getirdiği nam-ı diğer cep herkülü Naim Süleymanoğlu gelir. Saatlerce televizyon karşısında beklediğimiz; “haydi Naim kaldırırsın bunu sen” dediğimiz.. sayısız madalyalar kazandıran ve rekorlar kıran sporcumuzdur. Tüm zamanların en iyi haltercisi olarak gösteriliyor. 3 Olimpiyatta altın madalya kazanan nadir sporculardandır. Kariyeri boyunca olimpiyatlardan kazandığı 3 Altın Madalyası, 7 Dünya Şampiyonluğu ve 6 Avrupa Şampiyonluğu vardır. 46 kere dünya rekoru kıran Süleymanoğlu, 2000 senesinin 7-9 Aralık günleri arasında, Atina'da toplanan, Uluslararası Halter Federasyonu Kongresi’nde astbaşkanlığa da seçilmiştir.

Basketbol ;

Chicago-Bulls ve Michael Jordan 23;

90’ larda spora bakış açımızı değiştiren birisi.. hangi basketbol takımını denildiğinde, bir çırpıda ağzımızdan çıkan takım Michael Jordan’ın önderliğinde,Scootie Pippen’li,Toni Kukoc’lu,Dennis Rodman’lı ve Steve Kerrl’li Chicago Bulls dur. Bu takımın yıldızı ve dünyanın belkide gelmiş geçmiş en iyi basketbolcusu olarak gösterilen Michael Jordan.. Chicago Bulls da sürdürdüğü kariyeri boyunca 6 NBA Şampiyonluğu.. 5 kez All-Star MVP seçilmesi ve kırılması zor bir rekor. Tüm dünyayı kendine hayran bırakan bir sporcu: MJ23.. kariyerine son maçı Philadelphia 76ers'e karşı Washington Wizards formasıyla son veririken Philadelphia'da oynanan maçta seyircilerin "We Want Mike!" (Mike'ı istiyoruz) tezahüratları üzerine, oyuna son dakikalarda girmis ve son sayılarını serbest atıştan atarak son noktayı koymuş. Bu kadar kısa anlatılacak bir kariyer değil tabiî ki fakat biz ayrılan yerin sonuna geldik bu hafta.Gelecek Hafta 90'larda çocuk olmak yazım ile sizinle birlikte olacağım.

Selahattin ORMAN

22 Tem 2009

90 'larda Yaşamak

Blog işi kişisel bir marka haline geldi geliyor, kimi eğlenmek için, kimi para kazanmak için, kimi içini dökmek, kimi belki de yaptığı işe göre portfolyosu olarak kullanıyor.. Ama bizim için, bizim diyorum çünkü bundan sonra yayına "çok" kişi devam edeceğiz, belki de doğaçlama bir blog çıkacak ortaya.. herşeyden biraz "jack of all, master of none"

sonra sonra onlar kategorilere ayrılacak ortaya muazzam bir iş çıkacak hedef bu olsun.. sonu keyif versin.. Bu noktada 3. yazarımız Selahattin Orman'ın yazısını müjdeliyelim... ve bir reklam geçelim;



Herkesin dilinde bir 80lerdir gidiyor; Biliyorsunuz ben 90'lar hastasıyım. Bence en güzel yıllar 90'lar, neden mi? Yeni yeni özel kanallara geçiş döneminde TV, Pop Müziğin bir anda patlaması, Spor (Naim Süleymanoğlu, Metin-Ali-Feyyaz, AC Milan, Agassi ) ve çocukluğumuzun sokakta geçen yılları, oyunları ve başımızdan geçen olaylar. Yakında “90'larda Yaşamak” adı altında yazı dizime başlayacağım.

Saygılarımla
Selahattin ORMAN

Anlat Diyorsun Ya


ya işte böyle gözüm, bakıyorum da şunlara , şaşıyorum.
canım sıkılıyor, allah canımı alsın.
zengin babaları sayesinde, lüks arabalarla,
gündelik sevgili değiştiren,
aşkı ve sevdayı iki öpücük zannedenlere kızıyorum.
kızdığım gibi de acıyorum. bana ne diyemiyorum işte.
takıyorum kafama. bölüyorum uykularımı.
çünkü bu gençlik bizim bizim..

anlat anlat diyorsun ya ikide bir,
yaralı yüreğimle yaralamak istemezdim seni.
ama sevda ne demek, ama gönül ne demek,
vefa ne demek ve ben seni nasıl sevmişim vay vay ki vay.
ben , insanların toprakla haşır neşir olduğu,
çocuklarına helal lokma için terlerini toprağa akıtan,
eli nasırlı mı nasırlı, yüzü güneş yanığı,
gönlü ezelden yanık, güneşin toprakla öpüştüğü,
buram buram dert, buram buram hasret,
buram buram sevda kokan,
hürriyet sevdalısı milyonlarca gençten biriyim.

anam, abdestsiz göğsünü vermemiş bana,
ola ki allah'a ola ki vatana,
ve ola ki sevdiklerine ihanet eder diye.
anamın ak ve helal sütünden midir nedir?
vefasızlığın v' si yoktur kitabımızda.
hele güzelim sevdiğini yarı yolda bırakmak
nankörlüğün ve namertliğin en adisi budur işte.
gönül dersen gönül, yürek dersen yürek, aşk dersen aşk,
bırak duygularımı yüreğimde. yüreğimde bul kendini.
gel gör ki nasıl sevmişim seni, vah vah.

18'inde deli taylara benzer kızlarımız,
geçit vermez yüce dağ gibi heybetli,
şahin bakışlarında mertlik ama yufkadır yürekleri.
onlar ki sevdiklerine toprak kadar vefalı
onlar ki sevdiklerine gün gibi, güneş gibi sadık,
kardelen çiçekleri kadar sabırlı,
ki onlarda iffet, ki onlarda edep.
onlar sevdiler mi başka severler güzelim.

21.asırda ne karacaoğlan' ı ne köroğlu' nu
ne de ferhat'ı aratır yiğitlerimiz.
gönül, bu ya hep ulaşılmaz, erişilmez dallara bağlanır.
çile ise çile dert ise dert, pes etmek mi asla.
ve yiğitliğin kitabı yazılmaz gülüm.
yiğitlik yürekte gönülde gizlidir.
yiğitlik sadece bilekte değil.

bizi biz eden bizi farklı kılan bu düşüncemiz bu gönlümüz.
çünkü biz sevdiğimizi iki öpücük niyetine değil,
allah'ın bir emanet kuşu bilip,
bir ömür boyu aynı yastıkta bir ömür sürmek için severiz.

ben sevdiğime gel dediğim vakit dağları yırtıp gelen,
git dediğim vakit kaşlarını çatmadan, arkasına bakmadan gidendir.
zannetme ki korkudan, edepten, gönülden, sevgiden.

İşte güzelim, diyorum ya iki de bir, gönül dersem gönül,
yürek dersem yürek, aşk dersem aşk,
bırak duygularımı yüreğimde, yüreğimde bul kendini.
gel gör ki nasıl sevmişim seni vah vah.

Onur'un Ustasına ithaf olunur..

Bir Hayal Klasik


Ömrü Hayatımın En Müstesna Arabası...

Anlatacağım araba aslında bir efsane... Daha doğrusu efsane bir markanın, dünya otomobil tarihine altın harflerle kazıdığı modellerden sadece biri...

1970 model MERCEDES-BENZ 280 SL - Cabrio

Aslında SL diyince yanına Cabrio diye ekstradan belirtmek manasız. Lakin SL 'lerin tümü Cabrio olarak üretilmiştir.
Ancak SL serisinin en önemli özelliklerinden biri, dünyanın ilk tente tavanın yanında sökülüp-takılabilen hard-top tavanına sahip olmasıdır.

2800 cc karbüratörlü sistem 6 silindirli motora sahip bu araba, bugünün şartlarında pek de hızlı sayılmasada zamanının en iyilerindendi. Düz veya otomatik şanzıman seçeneklerine, klima, radyo ve hidrolik direksiyon gibi o seneler için epey lüks sayılabilecek aksesuarlara sahip olmasıyla beraber ön ızgaralarındaki büyük Mercedes logosu aracın süksesinin tavana vurmasını sağlıyordu.

Bu otomobil malesef Türkiye'de bulunabilecek en eski spor Mercedes modeli. Bunun gibi hatta, daha da güzel ve daha eski modellerde bir çok modeli var aslında Mercedes'in...
Ancak Türkiye'de görmek pek mümkün olmuyor. Ancak klasik otomobil hastası para sahipleri, buldukları araçları yurtdışından getirmek durumunda kalıyorlar. Aşağıdaki linki incelerseniz sanırım beni daha iyi anlarsınız...

http://www.heritageclassics.com/mercedes.html

Velhasıl kelam, Mertol kardeşim ve ben bu otomobile fena vaziyette takık durumdayız.
İkinci el otomobil satış sitelerinde yaptığım araştırmalar sonucu temiz ve elden geçirilmiş durumda olan 280 SL 'ler için 50-60 bin € civarında ücretler talep edilmekte. Umarım bizimde bir gün olur da, üstünü açıp rüzgarı yüzümüze yüzümüze yiyerekten tur atarız boğaz sahillerinde...

Onur Coşkun

21 Tem 2009

Latin Amerika Atışması


Bir Dünya Kupası elemelerinde..

Brezilya-Arjantin maçı öncesi Arjantin bir poster hazırlar (üsteki ),

maçta Arjantin yenilince, Brezilya'dan cevap gecikmez (alttaki )

Levent'e teşekkür!..

19 Tem 2009

Burgerciler

Geçenlerde en iyi burgerciyi konuşuyor, tartışıyorduk.. bizimkilerin Yılmaz Büfe (Etiler).. Dükkan Burger (Cadde-Bebek-Alaçatı), Jburger (Caddebostan) ve galiba en iyi burgerci bana göre; Burger Bar.. 2 kere tatma şansım oldu ikisi de gayet lezizdi..mekan Reşitpaşa'nın sapa bi yerinde.. içi çok büyük olmamakla birlikte birazda yol üstü.. evvel zamanı yemek kültüründen yoksun birisi olarak derin yorumlamaya giremiyeceğim..
eksi sozlukten kopya yorumlarla tamamlayalım..

fast food değiliz diye bas bas bağırıyorlar, fiyatları da fast food değil zaten. ama o kadar güzel hamburger yapıyorlar ki. jack daniel's soslu original dana bacon cheesburger'i 14,5 ytl olsa da, inanın
değiyor. patates kızartmaları da olağanüstü ve çok. 2 kişi bir patates kızartmasını zor yersiniz.
diyetteyim derseniz pita menüleri de var, bunlardan portakallı tavuk teriyaki tadını damağınızda bırakacak bir tada sahip. salatalarını hiç denemedim, kızartmalarda çıtır hellim peyniri de çok iddialı. kötü yanı, 30 ytl falan tutuyor hesap. sadece patates kızartmasını yiyeceğim derseniz 5,5 a da kurtulabilirsiniz.

. . .

istanbul'da hamburger yemek istiyorum diyenlerin daha önce tatmadığı bir lezzet mekanıdır. küçük ama şık tasarımıyla reşitpaşa girişinde bulunan restoranına reşitpaşa minipüsüne: minibüs binerek hop diye gidebilirsiniz. hamburgerini midenize indirip bir de dünya güzeli patateslerini yedikten sonra 'daha neye saldiriiim ulan' bakışlarınızı** fırlatmanız mümkündür. burger king'in mcdonald's'sın dandik hamburgerleinden bıkanlar için iyi bir seçimdir. güleryüzlü garsonları da ayrı iyi hissetmenizi sağlar.

istanbulun en güzel diğer hamburgeri için:
(bkz: j burger)

17 Tem 2009

Millet Ay'a Biz Yaya?



Bu Amerikalılar bir garip millet (!).. millet de değil ya zaten, neyse.. be insaoğlu!! 40 yıl önce ayak bastın da Ay'a.. şimdi nerdesin.. biz Türkler 40 yıl önce Ay'a ayak basmış olsaydık, bugün Mars'ta mangalı yakmış ya da kuzu çevirmiş, rakımızı yudumluyorduk.. hey gidi gözünü sevdiğimini dünyası diye uzaktan uzağa izlerken yerküreyi.. söylerdik biz heybelide her gece çıkardık mehtaba diye.. ya da aya benzer yüregim doğal olarak takipteyim.. adamı komplekse sokmayın olm.. çıktınız mı çıkmadınız mı?..ayak bastınız mı basmadınız mı? hey Armstrong delikanlıysan lafım sana!! öbür tarafta rahat uyuyabilecek misin?

bir kaç gün sonra;
Armstrong sesimi duymuş blogumu okumuş heralde cevap vermiş..
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12105521.asp?gid=229



14 Tem 2009

Tanju Baba.. Bora .. Aliberk.. Micheal Jackson..

Tanju Okan şüphesiz her rakı içmiş - içen Türk erkeğinin bildiği, dinlediği, hatta abartalım, taptığı bir babaydı!!
Yaklaşık 3 senelik bir efsanedir "Tanju Baba narası.."

Bora Öztoprak, cadde North'da çıkıyor o zaman, malum şahsın tepesi atıktır o gece.. Şecaattin Tanyerli, Yıldırım Gürses ve Tanju Okan gibi sanatçılara saygısı büyüktür.. gittiğimiz mekanlarda, hele hele canlı müzikse.. hemen patlatır şarkılarını bizim ki; önce tehditkar bir bakış ve arkasından.. Tanju Babaaaaa.... (abartırım)


Aliberk'in doğum günü için Boraladık bu sefer, Onur'un dogum gününden 2,5 sene geçmiş.. mekan değişmiş, yaz ayında kasvetli kalmıştı.. Amur'un teşvikli Tanju Baba naraları başta biraz yapmacık kalmış.. fakat daha sonra aradaki açığı sahneye çıkarak, Bora'ya askerlik arkadaşı muamelesi çekerek kapatabilmişti..

Bence Kale ile Amur spektakular hareketler için kapışıyorlar, ha birde bu sefer Levent çıkardı kafasını aradan...

"Utan Bora, utan utan.."
tamam biLader şampanya verdin de.. adamı öldürmeseydin.. daha biter(miş) mi ? bitmemiş!! Kaan - Bora sahnede aynı zamanda bir nevi stand-up yapıyorlar, daha doğrusu o gece yapmaya çalışmışlar, Selo'nun dediğine göre.. adamlar espirileri patlatırken, biz sahnenin yanında halay çekmişiz... yalaaan!!!.. yalan!......
malesef yalan değil çünkü gecenin süprizlerinden biri Selo'nun o gece hiç alkol almamış olması..
Kronolojik bir yazı azamıyorum çünkü kopuk kopuk hatırlıyorum.. gecenin içinden diğer notlar şöyle; Kerem'in bi yerden sonra uyuması, Kale ve benim spanik takılmamız, başta Bora'nın sahneye çıkmak için kullandığı güzergahta tek engel sahnenin önündeki sandalyede oturan ben olmam ve bodyguard benzeri bi adamın omzuma vurarak birşeyler gevelemesi ve benim onu Levent zannetigimden dolayı sallamamam.. (tabii o ara ben, gözler ufukta, Bora nerden gelecek diye aranıyorum...) meğer sen adam "bi dakka izin ver adam sahneye çıkacak" tarzında birşeyler söylüyormuş.. oooo tabii en bomba olaylardan biri, tam hatırlamıyorum ama Bora Öztoprak'ın ilk çıkış şarkısı gibi birşey sordu, o ara Ankara havası çaldı yanılmıyorsam, Kale ve ben bi an atladık kek gibi.. sonrası malum.. Bekarlığa veda eden 2 kız grubu, Kaptan'ın iştirakı, marmaris büfede 3 sarhoş gecenin diğer malzemeleri...

O gece gözler yine Onur'u aradı.. aslında.. bu sefer hayırlı bir iş için aramızda değildi, kız(a)madık.. yokluğunu yaşadık mı.. yaşadık..hissetirdik mi.. yoo asla hatta üstlendiği çeşitli misyonları bizzat yerine getirmeye çalıştık.. işte selo ve nihanın pozlarında yırtık dondan çıkar gibi objektifin önüne atlayan Onur'u hiç aratmadım


Gece ne içtin diye sorsalar, ortaya karışık diyebilirdik rahatlıkla.. Kale ile Amur farkında olmadan yarışıyorlar dedik ya.. bunun eve dönerken farklı mekanlarda da olsalar kanıtladılar bize.. nasıl mı? biri bir yerden kukayı sırtlamış, her arabanın açık aynasını kapatır, kapalı olanını açar.. diğeri ise vandal duygularının esiri olarak ağaçtan söktüğü pankartla işçilerin haklarını savunmaya kalkar
.

Yazımı yılbaşının bomba objesi Michael jackson kartonu paralelinde sürdürüyoruz.. hem MJ'yi anmış olalım hemde bu sene entresandır ki Babylon 'daki MJ kartonu ile olan ilişkimizi afişe edelim.. Öncelikle dün solda gördüğümüz resime, Kaleli Facebook'tan bakarken önce ellerin kime ait olduğunu anlamamış ardından gömlekten kendisi olduğunu çıkarmış fakat bu seferde diğer elin kimin olduğunu çözmeye çalışmış.. (yorum yok) Amur o gece o kartonu eve götürmeye teşebbüs etmiş, kafa güzel olunca becerememiş.. be adam kukayı alıp eve getiriyorsun bi kartonumu alamıyorsun derler adama, şimdi sat açık arttırmada.. kıymetlenmiş.. Sağdaki resim ise, Levent'in anlatımıyla, mekandan Amur'un eve kadar geçen sürede, Moonwalk yapmaya çalışmışım.. ben sağdaki resmi Face'e koyunca ufak bir laf dalaşı oldu tabi... al sana ortadaki resim.. koydum İrlandalı koydum hemde tam ortaya.. seninleyim İrlandalı!!
ve gecenin son numarası benden geliyor...
söz:ben
güfte:ben
Arabalar Gelmesin, Şampiyon Türkiye (yani)
video

Pyramid of Capitalist System

11 Tem 2009

Dostlar Meclisi


Haziranın sonuna geliyorduk, Selo İtalya'daydı.. bir rakı bardağımız bile yoktu, çakma kulüp rakısını yedirmişlerdi.. bir de siyaset soktuk rakı sohbetine.. yine de iyidi.. Onur bile içmişti.. gerçi zor oluyor çay bardağında tutturmak kıvamı ekşi tatlı geçti gitti.. bir açılış niyetineydi.. ertesi hafta hazırlanalım, tekrarlayalım dedik.. Selo geldi.. Onur yine varım dedi... üstelik müzikleri de ben ayarlamıştım bütün hafta..belki bir Çamlıca havası yakalarız ya da yeni bi ambians yaratırız diye..

benim kadehler Mayra'ya kısmetmiş.. 5'li rakı sofrası da başka bir Ömerli gecesine..
bana gelince.. 2 tarafta rakı.. 2 tarafta sohbet (!).. aile ağır basıyor böyle durumlarda..

bir gün Kaz Dağları veya Küçükkuyu'ya düşerse yolumuz en azından gitmişliğimiz var!