16 Kas 2017

Anadolu Efes Sailing - Göcek Drone çekimi

Toplanıp Drone'a girmeye karar verdik


13 Kas 2017

Anadolu Efes Sailing - 15. Audi Autumn Göcek Race Week


Göcek'te ilk olarak Anadolu Efes adına katıldığımız o güzel organizasyonun hemen ardından 1 ay gibi kısa bir sürede bu sefer onbeşincisi düzenlenen  Audi Autumn Göcek Race Week'e katıldık.

Ekim ayı düzenlenen ilk yarıştaki Skipper'ımız olan sevgili kardeşim Özgür İnam ve esas dümencimiz Erman Ayvaz'ın yokluğunda eski Dünya Şampiyonu olan Güray Zünbül eşlik etti, kendisini bir psikolog olduğunu not düşelim.

İlk yarışa nazaran biraz daha profesyonelce hazırlık yaptık diyebiliriz mesela üzerimizdeki ödül töreni t-shirtleri ve polarlarımız Gamze Saraçoğlu imzası taşıyordu. Yarış dışında bu organizasyonda A'dan Z'ye bize her konuda yardımcı olan başta Tayfun İnce olmak üzere, Fatih Alturan ve Bluechip Creative Event adına Tuğçe Özbaykal'a ne kadar teşekkür etsek azdır. (ekibimizden Serap ve Ali Abi'mizi elbette ayrı tutuyoruz)

Bu yarış haftası organizasyonunda podyuma çıkamadık ve IRC2 genelinden 4. olduk. Rixos Sailing Cup aksine bu sefer 8 değil 70 üzeri tekne olduğu için IRC sınıflandırılması rahatlıkla yapıldı fakat rating gereği IRC3'te olması gereken baş belamız Wee Gizmo ve Hey Teacher tekneleri hakkımızı yedi diyebiliriz. İlk gün Göcek Yat Kulubü ve Baş Hakeme itirazımız sonuçsuz kaldı. İşin enteresan yanı bu iki teknede IRC2 sınıfında bulunmaktan şikayetçiydi. 3 günlük yarışlar yine esen bir havada yapılamadı, 6-8 knot'lık bir ortamda gerçekleşti, 10 üzeri bir hava bizim lehimize olacaktı. Sonuçta yarışı IRC2 sınıfımızda Rus Synfony takımı X35 teknesi ile kazandı.

Eğlence mi? onlardan hiç bahsetmeyelim HappyHour yine bildiğiniz HappyHour hem de Emir Tandoğan transferi ile. O anılar vidyolar bizim tozlu raflarımızda arşivlensin. Belki 2-3 anekdot veya anahtar kelime verebilirim; şömine, Çağla Erçetin, Bachata denemeleri, Sailor's Pub (Ankara'nın bağları - Çekirge) ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin eskiye dönmesi. 

Ekip: Güray Zünbül, Öztuğ Evsizler, bendeniz Mertol, Çağla Atalay, Ali Kılıç, M.Ali Kılıç, Serap Berber, Berkan Nasır Mifleh, Harun Çetin, Emir Tandoğan


1 Eki 2017

Parkurun en mutlu ekibi Happy Hour-Dönence Yelken Takımı

Motor Boat'un Ekim Sayısını Almayı Unutmayın


24 Kas 2016

Osmanlı'dan devralınan borçlar abartılıyor mu?

"1923'te Batılı ülkelerin ortalama kişi başına geliri 6000 dolar, Türkiye'nin aynı standartlara göre düzenlenmiş kişi başı geliri ise 700 dolardı.

İlk yurtdışı borçlanma Abdülmecid tarafından 1854 yılında Kırım Savaşı'nı finanse etmek için yapılmıştır. Ardından peşpeşe borçlanan Osmanlı İmparatorluğu borçlarını ödeyemeyecek duruma gelince, borç veren ülkeler bu borçları tahsil etmek için Duyunu Umumiye idaresini kurmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra bu borçlar, imparatorluğu oluşturan ülkelere ilgisine göre paylaştırılmıştır.

Lozan Antlaşması'na göre 1912 öncesi borçların %62'si, 1912 sonrası borçların %77'si Türkiye'ye kalmıştır.

Osmanlı'dan devralınan borçların ödenmesi 1954 yılında bitirildi. İlk dış borçlanma 1854 yılında yapıldığına göre bu borçların tasfiyesi 100 yıl sürmüş oluyor. Osmanlı'dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık %65'i ediyor. Bugünkü koşullarla düne bakıp devralınan borç miktarının söylendiği kadar yüksek olmadığı tezini ileri sürenler, bu borcu aynı mantıkla bugünkü değerlerle hayal etmeye çalışırlarsa kabaca 500 milyar doların üzerinde bir borç yüküne denk geldiğini göreceklerdir. (Bugünkü GSYH'mız 800 milyar dolar dolayında olduğuna göre bunun %65'i 520 milyar dolar eder.)

Osmanlı'dan devralınan borçların bir bölümü 1942 yılında yürürlüğe sokulan varlık vergisiyle ödenmiştir. Bonoya bağlı borçlar yakın zamana kadar ödenmeye devam etmiştir. Ellerinde Osmanlı borç senedi bulunan banka ya da kurumlar bunları Türkiye'den tahsil etmeye devam etmişlerdir."

Mahfi Eğilmez | KOLAY EKONOMİ

19 Nis 2013

Türk

“En az 50 kere söyledim bazı kafalara.
Kendine has dili olanlara millet denir.
Sonu “li-lı” ile bitenlerin soyu belirsizdir.
Amerikalı, Kanadalı, Perulu, Pakistanlı, Avustralyalı, Arjantinli, Şilili, Yeni Zelandalı, İsviçreli diyebilirsiniz. Çünkü bunların kendine has dilleri yoktur.
Alman’a Almanyalı, Fransız’a Fransalı, İtalyan’a İtalyalı, İngiliz’e İngiltereli, Rus’a Rusyalı, Japon’a Japonyalı diyemezsiniz.
Aynı Türk’e Türkiyeli diyemeyeceğiniz gibi. Allah’ın anlayışsızları…”

İlber Ortaylı

13 Ara 2012

HOŞGÖRÜ & ÖN YARGI

HOŞGÖRÜ ve ÖN YARGI son zamanlarda çok moda olmuş kelimeler... Ama her zaman ki gibi insanoğlu kelimelerin anlamlarını bilmeden kullanmaya meyillidir...

HOŞGÖRÜ insanoğluna ve kendimize zararlı unsur ve davranışları anlayış ile karşılamak mesuliyeti değildir!

ÖN YARGI bu gibi hoş görülmesi gerekmeyen, hatta yargılanmayı hak eden unsur ve davranışları hayatımızdan çıkartmak değildir!

HOŞGÖRÜ bize zararı dokunmayan ama bizim anlayışımızın ve hayat vizyonumuzun dışında bulunan unsur ve davranışların var olmalarına tepki vermemektir! ÖN YARGI ise hayat vizyonumuzun dışında ki şeyleri bizlere zararı olmadığı halde tepkili olmaktır.

Kısaca hoş görülmesi gerekmeyen şeyleri hoş görmeye kalkmayın! Bunu ön yargı olarak değerlendirecek olanlar elbette çıkacaktır. Ama bu da onların kelime anlam ve ifadelerini bilmemelerinden kaynaklanır.

Hitler'e 1936 itibari ile karşı gelmiş olanlara "ön yargılı" diyenler çoktu. Erich Fromm bu sebepten Amerikaya kaçmak zorunda kalmıştı... Peki bu ön yargı mıydı?

En büyük düşmanımız cehalettir diyen seçilmiş ruh ve ulu önder Atatürk'ün izinden, insanların tekrar lügat ve sözlük kullanmayı öğrendiği aydın günler dileyerek....

Benil Sibel Özyürük

28 Eki 2012

Bayram

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...

Görmenin nasıl bir bayram oldugunu karanlık öğretir;

sevmeninkini yalnızlık...

Sızlamayan her organ, hele de burun diregi bayramdır.


Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni

kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayip "çok sükür bugünü de gördük" diyebilmek...

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.


Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmus bir

ilişkiyi bitirmek de öyle...

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini

bölmek, korktuğunda güvendigine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede

üstüne serilen battaniye, saçlarini müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.

"Ona güvenmistim, yanılmamışım" sözü bayramdır.

Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış

ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda

karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta

ölebilmek bayram..

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Her gününüz bayram olsun..!


Can Yücel

10 Eki 2012

Cin

Geçen gün Twitter'da "Cin-Tonik biraz daha özen ister" gibisinden bir tvit atmıştım.


 http://drizzleanddip.com/2012/10/03/how-to-make-the-best-gin-and-tonic

Uyarı Aliberk'den geldi..

Hendric's Gin + Satsuma + Buz

"toniğe gerek yok.. tonik cinin tadını bozar.."
7 yıldır sek içen birinin tavsiyesi olarak da cinin başına Hendric's yazdık..






2 Eki 2012

Atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?

 Can Dündar'ın 25 Kasım 2007 tarihli Milliyet Gazetesi köşe yazısından;

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan "Türküm doğruyum çalışkanım" andı var ya... Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran'ın eşi Feyhan, "Biliyor musun o andı kim yazdı?" diye sordu.
"Kim?" dedim merakla...
"Dedem."
"Deden kim?"
"Reşit Galip..."
İnanılır gibi değil. Ne o andın 1933'ün 23 Nisan günü Reşit Galip'in kaleminden çıktığını biliyordum ne de Feyhan'ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip'in torunu olduğunu...
Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.
Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip'in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü'yle yıldızının hiç barışmaması...
Onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, Yener Oruç'un "Atatürk'ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip" kitabını (Güner Y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

1 Eki 2012

Devlet

Aşağıdaki paragraf, Milattan Önce 427'de doğup 347'de ölen Platon'un (Diğer adıyla Eflatun ) bu tarihte kaleme aldığı DEVLET adlı eserinden alıntıdır.Tekrar ediyorum MÖ 300 lerde yazılmış. -Bugün değil taaaa 2312 yıl önce -

Demokrasilerde işsiz güçsüz takımı devletin başına geçer ama bunların en tehlikelileri ağzı iyi laf yapan, gündelik sorunlara çözüm getirenlerdir. Bu kişiler düzen içinde yaşayıp zengin olanlardan vergi toplar, bu paraları genellikle kendileri için harcar, bir kısmını da yine işsiz güçsüz halk kitlelerine sus payı olarak dağıtırlar. Bu arada zenginler için haksız suçlamalarda bulunurlar ve halkı
zenginlere düşman ederler. Halkı oligarşi tekrar gelecek diye korkuturlar ve halk kendine bir koruyucu seçer. Tiranlığın Doğuşu Halkın başına geçen koruyucu çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce yurttaşların kanına girmeden edemez, lekeleme yolunu tutar, onu bunu suçlayıp mahkemelerde süründürür, kimini sürer kimini öldürür. Böyle bir adam zorba devletini kurmuş ve zorba olmuştur. Zorba hükümranlığını sürdürmek için sürekli şiddete başvurmak zorundadır. Kimlerde yürek, üstünlük, akıl, kudret görürse bu kişileri bir şekilde tasfiye eder. Halk yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Zenginler özgürlüklerini alacak zannederken eli sopalı biri tarafından köle gibi yönetilmeye başlamıştır. Aşırı ve düzensiz özgürlük ona köleliğin en ağırını, en belalısını getirecektir.