kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kas 2009

Benim Sofram Bu - VIII -



"LOZAN BARIŞI ÜZERİNE".
...Neden sonra, bir gün sofrada idik. Laf arasında Atatürk, Lozan'a gitmemiş olduğumdan bahsederek serzeniş yaptı. Bunun üzerine sordum:

 - Gitmiş olsaydım, yahut herhangi başka bir sivil gitmiş olsaydı Lozan'da işi nihayetine erdirebilir miydi?

Atatürk:

 - Hayır, erdiremezdi. Biz zaferi ne kadar mükemmel yaptıksa, sulhuda o kadar yaparız.

.
  • Feridun Kandemir, "Yusuf Kemal Tengirşenk Hatıralarını Anlatıyor", Yeni Tarih Dünyası, Yıl:1, Sayı 4, 28 Ekim 1953, s155
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.94

Benim Sofram Bu -VII- (...İyiliğe Böyle mi mukabele edilir?).

14 Eki 2009

Benim Sofram Bu - VII -

Atatürk, 31 Ağustos 1925 günü Kastamonu dönüşü  Çankırı yolunda. Atatürk'ün solunda Nuri CONKER

 "... İYİLİĞE BÖYLE Mİ MUKABELE EDİLİR?"
.
Nuri Conker'i Atatürk bir öz kardeşten ileri sever, her sözüne, bazen hududu aşan şakalarına bile tahammül ederdi.

Aralarında bir akşam şöyle bir muhavere (konuşma) geçmişti:

-Nuri! Ben artık yoruldum, Cumhurureisliğinden çekileceğim. Yerime de seni namzet göstereceğim.
-Olur a. Neden olmasın.
-Demek, kabul ediyorsun?
-Sen öyle arzu ettikten sonra?
-Ala! Şimdi söyle bakalım: İlk iş olarak ne yaparsın?
-Seni memleketten dışarı sürerim.
-Amma ettin ha! İyiliğe böyle mi mukabele edilir?
-Edilmez, edilmez amma, sen bu memlekette kaldıkça bana kim metelik verir?

.
  • "Ata'ya Dair Hatıralardan: Hassas Atatürk" , Tasvir Gazetesi, Sayı: 1181, 10 Kasım 1948, s3
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.298

Benim Sofram Bu -VI- (Bir Milletin Efendisi Kimdir? Türk Köylüsüdür).

30 Eyl 2009

Benim Sofram Bu - VI -

"BU MİLLETİN EFENDİSİ KİMDİR? TÜRK KÖYLÜSÜDÜR"
.
Bir defa, Atatürk son derece demokrattı. Herkesin diktatör demesine rağmen Atatürk sonsuz demokrattı.

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt mebusu Mahmut, Ruşen Eşref bir de Soysallı vardı. Atatürk ertesi gün [1 Mart 1923] Büyük Millet Meclisinde okuyacağı nutku hazırlıyordu. Mahmut'la Ruşen eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da "Ne dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirdim? Hiç!... Sonra Atatürk bana döndü, dedi ki:

18 Eyl 2009

Benim Sofram Bu - V - Bölüm 2


"BEN DE İÇERİM, FAKAT SENİN GİBİ İZMİR YOLCULUĞU YAPMAM"

bölüm1 . . . (devamı)

İzmir yolculuğu

Dolup boşalan kadehlerden sonra ne olduysa olmuş... Gözlerimi açtığım zaman kendimi Atatürk'ün sofrasında değil, aynı vapurun kamarasında buldum. Kendimi toplayıp yukarıya çıktığım zaman bir de ne göreyim ki vapur alabildiğine gidiyor, karşıda Kadifekale'siyle İzmir bir silüet halinde...

14 Eyl 2009

Benim Sofram Bu - V - Bölüm 1


 Ercümend Ekrem Talu
"BEN DE İÇERİM, FAKAT SENİN GİBİ İZMİR YOLCULUĞU YAPMAM"


Matbuat Umum Müdürü (Basın Genel Müdürü) bulunduğum zamana ait bir hatıram:

Dolmabahçe Sarayı'ndan Vapura...

Kaçıncı yıl dönümü olduğunu şimdi pek hatırlamıyorum ama, o gün, İş Bankasının kuruluş yıl dönümlerinden biri kutlanıyordu. İstanbul - İzmir seferini yapmakta olan vapurlardan biri, İş Bankası tarafından tutulmuş ve gece Boğaz'da yapılacak gezintiye tahsis olunmuştu. Vapur, Dolmabahçe Sarayı önünde demirlemiş, davetliler birer birer vapura gelmeye başlamışardı. Ben de o gün İstanbulda'ydım ve Atatürk'ün de şeref vereceği bu vapur gezintisine, bizzat Atatürk tarafından davet edilmiş bulunmaktaydım.

6 Eyl 2009

Benim Sofram Bu - IV -


ATATÜRK MAZİDEN HOŞLANMAZ BİR ADAM DEĞİLDİ

Sizce Atatürk'ün lider, inkilapçı olarak ve ilmin inkişafı (geliştirmesi) hususundaki rolü nedir?

Çok büyüktür. Bir defa, öz Türkçeyi ortaya atması büyük bir harekettir. Çünkü, bizi bu suretle benliğimize getirdi. Yarı Arap, yarı Farsça, yarı Frenkçe bir dille bir millet, millet olamaz. Tarihe bakınız; dilini kaybetmiş hangi millet "Ben, varım!" diyebilmiştir.

Sonra, Latin harflerinin ortaya atılması en büyük bir eserdir. Bugünle yarının, geçmişin kötülükleriyle arkasını kırıp attı ve ileriyi gösterdi.

Şunu da ilave edeyim ki, Atatürk maziden hoşlanmaz bir adam değildi. Mesela: Cengiz'i, Aksak Timur'u, Yıldırım'ı, Fatih'i çok metheder ve sofrasına ekser (çok defa) bunlardan bahsederdi. Yıldırım için bir defa şunu söylediğini hatırlıyorum:

- Bir gün ressamlar kahramanlık simasını kaybederlerse Yıldırım'ı alsınlar yapıversinler.

Aksak Timur'u da çok akıllı bulurdu ve bir gün şunu da dediğini hatırlıyorum:

- Ben, dedi. Timur zamanında olsaydım, onun yaptığını yapabilir miydim; onu söyleyemem, fakat o benim zamanımda olsaydı, belki daha fazlasını yapabilirdi.

Mahmut Esat Bozkurt

  • Aziz Ozan, "Atatürk Demokrat İdi, O; Asla Diktatör Değildi", Tan Gazetesi, Sekizinci Yıl No: 2596, 10 Sonteşrin 1942, s. 4
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.455

Benim Sofram Bu -III- (Gazi ve Dr. Adnan Adıvar)

1 Eyl 2009

Benim Sofram Bu - III -

GAZİ VE DR. ADNAN ADIVAR

Bir akşam sofrada eski muhalifler üzerinde konuşulurken Dr. Adnan Adıvar'ın adı geçti, dedim ki:

- Onu çok yakından tanırım; uzun zaman bir evde kaldık. Bir süre de aynı odayı bölüştük. Kurtuluş Savaşı boyunca onun hep sizin yanınızda olduğuna ve siyasanızı desteklediğine tanık oldum.
Evdeki konuşmalarında da tutumu buydu:

 Atatürk şöyle dedi:

- O karısı olmasaydı, Adnan benden ayrılmazdı.

Bilindiği gibi Dr. Adnan Adıvar'ın eşi Halide Edip (Adıvar) Hanım, Atatürk'e çok muhalefet etmişti. Uzun süreceği belli olan Sakarya Vuruşması başlamadan önce Atatürk, onu "Halide Onbaşı" olarak karargahına götürmüştü. Amaç, arkada çetin bir muhalif bırakmamktı.
Yusuf Hikmet Bayur

  • Atatürk'ten Anılar", TTK Belleten, Cilt XXXVII, Sayı : 148, Ekim 1968, s. 468
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.380

Benim Sofram Bu -II- (Gazi'nin Gözyaşları)

28 Ağu 2009

Benim Sofram Bu - II -


Cumhuriyet Bayramı, 29 Ekim 1933

GAZİ'NİN GÖZYAŞLARI


Mahmut Esat (Bozkurt) ile beni, bir gün akşam yemeğine çağırdı. Yaptığı insanüstü çalışmalarla yorgun düştüğü ve canının sıkkın olduğu bir gündü. Sofrada, Meclisin tutumundan söz açtı. Gazi, çok kızmıştı muhaliflerine... "Mecliste kendisine karşı haksız bir düşmanlık belirdiğini, ileri sürülen tenkitlerin hiç bir esası olmadığını, bundan büyük bir teessür (üzüntü) duyduğunu " söyledikten sonra heyecanlı bir sesle ;

- Ben ne yapacağımı çok iyi bilirim! dedi.

Mustafa Kemal'i çok iyi tanıyordum. Hemen ne yapacağını tahmin ettim. Meclis kürsüsüne çıkacak, rakiplerini şaşkına çevirecek bir nutuk söyleyecekti. Mustafa Kemal'in sesinin, önemli zamanlara özgü tehdit dolu titreşimleri vardı, mutlaka bu sesini kullanacaktı.

Sofranın değişmez konuklarından Mahmut Esat, devrimci coşkunluğunun pervasızlığı ile atıldı:

- Ama, Paşam; böylesi Abdülhamit gibi davranmak olur!

Birden, Mustafa Kemal'in gözlerinin yaşlarla dolduğunu gördüm:

- Benim Abdülhamit gibi davranabileceğimi, bir an bile düşünmek mümkün müdür? Dostlarım bunu nasıl düşünebilirsiniz?
dedi ve kendine hakim olarak, şöyle devam etti:

- Haydi dostlarım, galiba içkiyi biraz fazla kaçırdık, bu akşam sohbeti sürdürmeye imkan yok!
diyerek doğruldu yerinden. . .
Tevfik Rüştü Aras

  • Sadun Tanju, "Savaş ve Barış Yılları, Atatürk'ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın Anılarından... ", Hürriyet Gazetesi, Yıl: 40, Sayı : 14359, 31 Mart 1988, s. 5, 15
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.70

Benim Sofram Bu -I- (Mustafa Kemal'de Baba Mefhumu)

23 Ağu 2009

Benim Sofram Bu - I -



MUSTAFA KEMAL'DE BABA MEFHUMU


Diyarbakır'da Paşa kumandandı, ben de emir subayı idim.
Babam, Paşa'nın içtiğini duymuştu. Bir izinden dönerken bana:
- Bir damla bile içersen hakkımı helal etmem, dedi. Döndüm. Karargaha vardığım akşam, Mustafa Kemal Paşa yakın subaylarıyla sofrada oturmuş içiyordu. Bana da bir kadeh koydular.
Ben içer gibi yapıp vakit geçiriyordum. O vakit başyaveri olan Cevat Abbas (Gürer), usulca Paşa'ya eğildi:
- Paşam, dedi. Nesip içmiyor, atlatıyor. O vakit Mustafa Kemal Paşa bana döndü, kadehini kaldırdı:
- Nesip şerefine dedi.
Ben kıpkırmızı olmuştum.
Paşa sordu:
- Ne o bir mazeretin mi var?
- Paşam, diye cevap verdim. Sizin için canımı feda ederim. Yalnız buraya gelmeden babam bana içki içmemem için yemin ettirdi de tereddütüm odur.

Mustafa Kemal o vakit:
- Bırak kadehı öyleyse, dedi. Babanın emri benim emrimden üstündür. Seni takdir ettim. Babasına hayrı olmayanın kimseye hayrı olmaz ...

Mehmet Nesip Himalay
  • Niyazi Ahmet Banoglu, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk, İkinci Kitap, Istanbul 1954, s.38
  • Oğuz AKAY, Benim Sofram Bu, s.58

14 Ağu 2009

"Benim Sofram Bu!"


Atatürk hakkında pek çok kitap yazılmıştır, iyi ya da kötü.. Kendi Nutuk'u bir kenara, üzülerek söyleyelim O'nu en iyi anlatan kitap seçilen Lord Kinross'un biyografisi gayet takdire şayandır. Buna karşı H.C. Armstrong'un Türkiye'de bir zaman yasaklanan (Bozkurt - Grey Wolf) fakat Atatürk'ün merak edip bir gece sofrada tercüme ettirerek okutturduğu ne idüğü belirsiz kitaba gereken cevabını; "Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!" diye latife ederek vermiştir.

İşte tam da bu kitabın üstüne Oğuz Akay'ın "Benim Sofram Bu" adlı kitabı elime geçti. Pasaj pasaj, Atatürk'ün, çoğu Cumhurbaşkanlığı döneminde, O'nun sofra hayatının genel bir portresini çizmiş.. Bizzat sofrasında bulunanların yayımlanmış anılarından bir derleme aslında. Bu derlemeden sebep, ben de özet bir yazı dizisi çıkarmaya çalışacağım..

"Atatürk'ün bu büyük sofrası; bir devrim, siyaset, kültür ve arkadaş sofrası olarak, Türk ve dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu sofrayı tanımak ve tanıtmak, bir insan için gerçek ve onurlu bir görevdir. Bu nedenle, Atatürk'ün sofra hayatını; bu sofrada bulunanların ve bu sofra ortamına tanık olanların anlatımı ile ortaya koyan "Benim Sofram Bu!" adlı eserimi sunmaktan büyük onur ve mutluluk duymaktayım."
Ankara, 2006
Oğuz Akay