serbest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
serbest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eki 2009

Osmanlı'nın son fethi : google earth


Yeni takip etmeye başladığım bir arkadaşımın blog yazılarının birinde, interneti doğru kullanmaktan bahsediyordu.. bu yazıyı yazıyorum ama kendimi yaşlı hissetirecek bir yazı olabilir şimdiden söyleyim.. yaşıtlar zaten azapta otuza iki kala.. (yazıyla yazalım)

* * *

g.earth'ün forum sayfalarında envaiçeşit Osmanlı ile ilgili 3D modeller ve bilgiler var.. görsel olarak gayet keyifli ve ilgi çekici.. resimde gördüğünüz uygulama kazanılan ve kaybedilen savaşların tarihleri ve padişahlarıyla birlikte kısa bir bilgi vermekte.. 1453 epey detayli tabii ona şüphe yok..

* * *

şimdi efendim bizim zamanımızda google earth olsaydı tarih-coğrafya sular seller gibi, hak götüre.. şimdi ki nesil öyle şanslı bi nesil ki... geçiniz yaa... farmville'den.. texas hold'em den zaman mı kalırdı..

12 Eki 2009

Osmanlı Tokatı Değil Osmanlı Robotu!



120 yıl önce 2. Abdülhamit Japonya'ya robot göndermiş. Ezan okuyan ve yürüyen robottan geriye iki fotofraf kaldı.Sultan 2. Abdülhamid’in Japonya’ya 1889 yılında robot hediye ettiği ortaya çıktı.İnsan şeklinde tasarlanan ve ismi ‘Alamet’ olan robotun özelliği ise sema edip yarım metre yürüyebilmesi ve her saat başı ezan okuyabilmesi.Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş’in arşivinde yer alan Alamet’in orijinal fotoğrafları Yıldız Sarayı yangınında zarar görmüş. Ancak fotoğrafın kalan parçaları bile 120 yıl sonra ilk kez gündeme gelen bu ilginç olayı anlatmaya yetecek cinsten.

Sultan Abdülhamid Han asrın teknoloji harikası bu eseri, Ertuğrul Firkateyni vasıtasıyla yazılmış özel bir mektup, hediyeler ve nişanlar ile beraber Japon İmparatoru'na göndermişti. Firkateyn dönüş yolunda 450 mürettebatıyla birlikte batmıştı.120.yıl önceki buluş; Semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot. Kaideye oturtulmuş gövdesi; saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyor. Tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, hem dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek yerine dönüyor; kollarını ve eteklerini indiriyor. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu.

5 Eki 2009

İnsana ve taraftara verilen değer...


Herkese yeniden merhabalar...
Uzun bir aradan sonra yeniden burdayım Londra'nın kuzeyindeki Hatfield bölgesinden yazıyorum bugün sizlere:)
Yazımın başlığından bu yazı da neyin nesi diyebilirsiniz...
Bu başlık benim dünkü Arsenal-Blackburn Rovers karşılaşmasından çıkardığım anafikri temsil ediyor...
Sonuçtan da futboldan da öte bir sonuç bu...her ikisinden de çok önemli bana göre…

Bilmeyenler için kısaca bilgi vereyim…
Arsenal, Kuzey Londra'nın bir takımı...
Manchester ve Liverpool’un 18 şampiyonluğu var…Arsenal’in ise 13 şampiyonluğu bulunuyor…
Şu anda maçlarını oynadığı Emirates Stadı Londra'nın kuzeyinde Finssburry Park diye bir yerde ve benim olduğum bölgeye 15 dakikalık tren mesafesinde...

Statın olduğu yer Finsburry park çok gezme imkanı bulamama rağmen tren istayonundan stata kadar yürüdüğüm kadarıyla sevimli küçük bir ilçe resimlerini de koyucam bundan sonraki postumda…

Arsenal’de maça gidebilmek için kulübün içerisinde çıkartılan 3 tip karttan birisine sahip olmanız gerekiyor… Gold, Silver ve Red Card …

2 Eki 2009

McDonald's

McDonald'ın dünyada neyi simgelediği ortada, en yakından ülkemizde globalleşme karşıtlarının tepki noktası..

Ülkemizde nerde ne kadar var bilmiyorum fakat Amerika'da yaşıyorsan; en uzak 2 McDonald's 'ın arasındaki mesafe 145 milden fazla değilmiş.. doğu-batı, sahil kesimi ve Amerika'nın sınırları,  belki de sosyo-ekonomik yapısı.. al bu haritadan çıkar..

Sadece bir restoran..bir de bunun Kanada ve Meksikası var korkma aç kalmazsın..

10 Eyl 2009

Vatandaş Olmak


Zor meslektir T.C. vatandaşı olmak. Zanaattır, çoğu zaman sanat’a kayar. Tüm gün mesaisidir, insanı yorar. Bilgi gerektirir, beceri zamanla kendiliğinden gelir. Sabır ister, nefes ister, güç ister.
.
Doktor olmaktır vatandaş olmak. Hayatta kalmak için doktorumsu bilgi gerekir. Zor iştir hastanelerde kendine bakmak, ilacını almak. Sağlık için, hem doktor, hem hemşire hem de hastabakıcı olmalı vatandaş.
.
Aynı zamanda ekonomi profesörüdür vatandaş. Krizler vız gelir, bağışıklık kazanır bünye, bir süre sonra teğet geçer olur. Pariteyi bilir, emtia borsalarını bilir. Faiz hesaplamasını kafasından yapar.
.
Hem jeologdur hem de müteahhittir vatandaş. Deprem ile yaşar. Richter’i sollar, fay hattında dans eder. Öncüsünü bilir, artçısını bilir.
.
Meteoroloji mühendisidir ama; Kar yağar, yoluna bakar. Yağmur yağar, kovayla dışarıya su atar.
.
.
Psikologdur, hem kendisinin hem de çevresinin akıl sağlığına mukayyet olmalıdır.
.
Avukattır, hakkını aramalıdır.
.
Çilingirdir, her kapıyı açmalıdır.
.
.
-Fotoğraf, Ara Güler

4 Eyl 2009

Zamanımız kaldı mı?

Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiç birşey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...

Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır

Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir katılımcı: Var.

Cüceloğlu: Yarın?
Bir katılımcı: Evet.

Cüceloğlu: 30 yıl sonra?
Bir katılımcı: Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.

Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
Bir katılımcı: Yoktur Hocam.

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve
evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu
bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı?
Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona,
yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

29 Ağu 2009

İletişim Çağı Mı?


Şöyle bir beyin jimnastiği yapsak mesela; artık dünyanın hemen her noktasından size en uzak mesafedeki kişiye istediğiniz şekilde ulaşabiliyorsunuz, bırakın onu elinizde küçücük elektronik alet zaman geliyor sizi bir çatışmanın ortasında dünya önünde yayın organı haline getiriyor.. bunun yanında artık internet üzerinde, sosyal ağları kullanarak, değil bir kişiyle iletişime geçmek, bir anda milyonlarca kişiye ulaşabiliyor, onları yönlendirip, harekete geçirebiliyorsunuz.. belki de bu doğrultuda ütopik bir takım oluşumlar dünyada tek bir cümleyle herşeyi altüst edebilir.. büyük şirketler bir anda yok olabilir, kavramlar, inanışlar çökebilir.. hatta bir dünya savaşı da bu sebeple çıkabilir.. yeryüzüne dinler ne kadar sürede, nasıl yayıldı.. sayısız insan sebebini bilmeden tarih boyunca savaşıp, can verdi..

Artık daha kolay değil mi?

28 Ağu 2009

Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yagmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinamaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Orhan Veli

Şu Dünya'da tek bir zengin olmak emelim varsa, o da budur;

Kusra bakma şair, kusura bakmayın yoldaşlar.