güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Oca 2012

Adı Eleftherios Kucukandonyadis

Dedem'i Lefter etmiş aşık çubukluya,
haliyle buradan gelir sevdamız Lacivert-Sarı'ya...

kaybettik O'nu dün gece;
bir dizi yazı okuyacaksın şimdi gazetelerde, bloglarda.. ilk şeref madalyası alan futbolcu olması.. milli takımda ve Fenerbahçe'de kırdığı rekorlar.. Güney Kore'ye attığı o gol..biz Fenerbahçe'liler ve futbol aşıkları zaten biliyoruz..


Terk-i diyar eden efsaneye üzülmenin yanında, bugün öylesine mütavazı ve pek çok erdem sahibi olan bir sporcuya, bir insana sahip olmanın gururunu hem camia hem de millet olarak yaşıyoruz.

Belki Lefter vefat etti; ama Metin Oktay'ı, Baba Hakkı Yeten'i hatırlatı bugün yine bize.. Sosyal medyada ardı ardına güzel paylaşımlar oldu, en güzeli de " Cennet artık çift forvet " olanıydı.




"Lefter, topu taca atsa, gider alır getirir, rakibin elini sıkar ve topu verirdi. Onun olduğu yerde hiç kimse birbiriyle kavga edemezdi." Mahfi Eğilmez

böyle bir şeydi işte onların döneminde "futbolcu"
amatördü zihinlerdeki rekabet.. parayla ölçülmüyordu.. dostluk, fedakarlık üstüne kuruluymuş..
"Fair-Play" - dürüst oyun, dillere pelesenk edilmemişki, ödülü olsun..

Şimdilerde "ezeli rekabet edebi dostluğu" takmışız ağzımıza... hani nerede derler sana?
Ne entresandır ki bugün Lefter'in beyefendiliğinden, onun olduğu yerde kavga olmadığından bahsediyoruz durmadan.. neden mi? Çünkü biz, gerçek taraftarların buna ihtiyacı var.. kimse kavga, küfür, kin ve nefretin olduğu bir ortamı arzulamaz. Fakat bunla beslenen başta medya ve bir takım kurumlar-kişiler bu ortamı hazırlamışlar, onların ekmeği olmuş bizi ise futboldan soğutmuş.

Bir adam düşünün ki futbolu 50 sene önce bırakmış.. ne babam izlemiş ne ben.. ne de bugün ilkokula giden çocuklar.. giderek bozulan bu ortamda o kadar özlüyoruz ki o anlatılan zamanları.. gönlümüz istiyor çocukları stada götürüp bir spor müsabakasının keyfini, kültürünü verelim.. yok olmuyor.. imkanı yok, o yüzden gidiyoruz.. onu ziyaret ediyoruz.. anlatıyoruz bize de anlatıldığı gibi.. örnek alıyoruz.. örnek gösteriyoruz.. halbu ki onlar için o günlerde ne kadar da doğaldır belki... yine de beceremiyoruz maç zamanı adam olmayı..  hangi alanda becerebiliyoruz ki? en basiti ezeli rekabetin bile kıymetini bilmeden küfür, hakaret, kavga bini bir.. özlem var ama sonuç yok.. o tribünde gördükleriniz çoğu taraftar değil sahtekar çünkü..

*    *    * 

Bu bahar yine ziyaret edecektik O'nu, olmadı..
gene de kendimi şanslı sayacak, avutacak ve ileride bütün bu güzelliklerin üzerine 2008'in Mayıs'ında gerçekleştirmiş olduğumuz ziyarette onunla biramızı yudumladığım o öğlen yemeğini anlatıcam çocuklarıma, yakınlarıma ve yeni nesile..

Sevgili kardeşim ve Ordinaryüsümüzün torunu Özcan Katmer'i tanımaktı elbette şansım, başı sağ olsun.

*     *     *

Verdik Lefter'e kaydetti deftere.
Bitti kalem, doldu defter,
unutulmayacaksın Lefter!

Şimdi cennet en büyük transferlerinden birini yaptı yine,
ödemesini de yine biz yapıyoruz gözyaşları ile..


(kaynak: twitter)


*     *     *
 

"- Fenerbahçe'nin teklifini nasıl kabul ettiniz?
- Nasıl etmeyeyim? Ben Fenerbahçe'den başka takım bilmezdim ki!"

 Lefter Küçükandonyadis

-Lefter için yazılmış güzel bir yazı da Mahfi Eğilmez'den ( Kendime Yazılar : Lefter )


-Facebook grubumuz ve Lefter Küçükandonyadis Fotoğraflarımız.





Sadece şimdiki genç nesil değil gelecek nesiller dahi seni anacak ve unutmayacak!
2010 Aralık - Lefter Dede ve Batuhan (11)

2008 Mayıs 4 - Büyükada Lefter'in evinde


Çubuklu bize emanet... 

Mertol

7 Oca 2012

Kendi Kanını Yalamak


Bir dostum yürek sızlatan bir kutup ayısı öyküsü göndermiş. Üretmeden hazır yiyen sömürgeci güçlerin ve onların yardakçısı zalim avcıların ne tuzaklar kurduğunu çok güzel anlatıyor. Belki de ülkemizde de benzer tuzaklar kuruluyordur.

Kutup ayılarını derileri için avlarlar ama onları avlamak o denli kolay değildir. Çok zeki hayvanlardır. Derilerinin altındaki 10 cm’lik yağ tabakası onların buzlu sularda donmasını engeller, hem de onları zırh gibi korur. Onun için küçük ateşli silahlarla onları öldürmek zordur. Büyük ve etkili silahlar da deriyi parçaladığı için deri işe yaramıyor. Derinin işe yaraması için anlındaki özel bir noktaya yakından ateş ederek öldürmek gerekiyormuş.

24 Eyl 2011

Rüzgar, ORION, Başarı...

Yelken'e başlayalı bir seneyi aştık. Tabiri caizse alaylı başladık, daha da alacak çok yolumuz var.

Bu zaman içerisinde edindiğim izlenimlere göre çevrem tarafından çok heves edilen ve cezp edici bir "hobi" olarak görülüyor, halbuki Yelken'in bir spor dalı olduğunu unutuyorlar, ciddi uğraş ve zaman harcamanız gereken bir "amatör" spor dalıdır. Sonra iş antrenmanlara ve yoğun programı görmeye gelince şöyle bir durup düşünüyorlar.

Öyle reklamlardaki gibi bir de 30 yaşlarınızda başlamışsanız, o zaman açığı kapatmanız oldukça zorlaşıyor.

Denizin üzerinde olmak her daim güzeldir, son yıllarda artan ilgiye rağmen,  ülkemizde bu spor dalının bugüne kadar gelişememesi üzücü, elbette Yelken'e gelene kadar daha bir çok konu var pekala. Fakat insanlar, o ilkokuldan beri bize söylenen 3 tarafımız denizlerle kaplının ne ulaşım anlamında, ne spor bakımından, ne de yaşam biçimi olarak hakkını veremiyorlar... tek bildiğimiz balıkların neslini tüketmeye çalışmak..

Şimdi bir başarı hikayesi yazısını bozmadan, konuyu dağıtmadan devam etmek isterim ki; takımımız ORION SAILING TEAM Mart ayından beri katıldığı yarışlarda şimdiden 2 yarış birinciliği bir de genel değerlendirme birinciliği ile 3 kez podyuma çıktı, bu belki de camia içinde bir takımın ilk senesi için ciddi başarıdır diye düşünüyorum, bu başarının mimarları da Vedat Çalık ve Tolga Köse'dir. Onlar aynı zamanda sadece ORION'u kurup sadece yarışmıyorlar, aynı zamanda bu spora gönüllerini koyup desteklerini de esirgemedirler; TEAM TURKUAZ ile ortak çalışmaları da bunun göstergesi oldu. Yaptıkları doğru transferleri de gözden kaçırmamak lazım, takıma tecrübeleri ile büyük katkı sağladığını düşündüğüm Onur Tok ve Gökhan Saruhan da takımımız için çok değerlidir.

Bundan sonra bende bu sayfada vakit buldukça, düz metin de olsa, yarışlarda yaşadığımız anları ve başımızdan geçen her türlü olayları yazmayı planlıyorum, umarım bunu icraata sürekli bir şekilde dökerim.


13 Nis 2010

3 Büyüklerin Hakem Maduriyetleri

Söylenecek çok şey var ama kısa tutmaya çalışacağım. Neden 3 büyüklerin her kaybettiği puandan sonra başkanı veya bir yöneticisi çıkıp hakkımızı yedirmeyeceğiz, hakemler ve federasyon kiminle uğraştığının farkında değil açıklaması yapma gereği duyuyor? Yaptıkları yanlış transferlere harcadıkları milyonlarca doları gizlemek için mi, kendi hatalı yönetim kararlarını gizlemek için mi, çoğunluğu yetenekli ama eğitimsiz (futbol zekası ve futbol için gerekli olan eğitimden bahsediyorum; yanındaki yabancı futbocu ile anlaşabilmek için yabancı dil bilmek, sporcu sağlığı açısından neler yapması, neler yapılmaması gerektiğini bilmesi gibi) futbolcularının ruhsuz oyunlarını veya basit hatalarını kapatmak için mi, yoksa sadece diğerleri yaptı sonra bize olanlara bak hakemleri bizde etki altına alalım bari mantığıyla mı yapıyorlar?

30 Mar 2010

Artık Devir Değişti !

Eskiden Avrupalı veya Amerikalı dev otomotiv şirketleri ve bünyelerinde barındırdıkları diğer ufak markaları duyardık. Volkswagen Grubu (VW, Porsche, Audi, Skoda, Seat gibi) - General Motors (Chevrolet, Opel, Cadillac, Saab, Holden, Pontiac, Buick gibi) - Ford Grubu - Fiat Grubu - PSA Grubu (Peugeot-Citroen) vs vs....
.
Artık DEVİR DEĞİŞTİ. Önce 1950'lerden sonra Japonlar çıktı piyasaya. "Dandik" imajlarını toplarlamaları neredeyse 25-30 sene kadar zaman aldı ve 80'lerde artık dünyaca kabul edilen kaliteli markalarıyla (Toyota, Nissan, Mitsubishi, Mazda, Suzuki, Honda, Isuzu, Subaru, Daihatsu, Lexus, Infiniti, Acura...) kendilerini ispat edip - en büyüklere kafa tutmaya başladılar. Mesela; Toyota Motors, dünyanın en büyük otomotiv üreticisi ünvanını 90'lı yıllarda General Motors'un elinden almayı başardı.

6 Oca 2010

Hıncal Uluç'un Twitter'la derdi (!)

Twitter teşhircileri..
İdil Demirel harika bir söyleşi yapmış, dünkü Günaydın'da.. Ruhsal Tedavi Uzmanı Çağatay Öztürk ile Twitter'i konuşmuş.. Öztürk de çok çarpıcı açıklamalar yapmış.. "Ben söylemiyorum.. Amerika'da katıldığım bir kongrede, dünyaca ünlü uzmanlar söylüyor" diye..
Geçen yıldan beri dünyada bu Twittircilerin sayısı 1500 misli artınca, ruh sağlığı uzmanları "Ne oluyoruz" diye toplanmaya başlamışlar..
Toplantılarda ortaya çıkan sonuç..

26 Ara 2009

Regain Your Focus

Geçen gün konuştuğumuz konuda güncel bir yazı yakaladım.


Hadi bakalım, ilk yazı alıntıyla olsun...

Regain Your Focus

You start a sentence, then forget what you're saying. You're this close to wrapping up a project, but days pass and it lingers on your desk. Between family obligations and work demands -- not to mention the constant temptation to see who's saying what on Twitter and Facebook -- concentrating these days feels next to impossible.

It's no wonder. The modern world, quite frankly, overstimulates our brains. "Technological advances have given us unprecedented opportunity, but they've also thrown off our brain chemical balance by keeping us adrenaline-based," says psychologist Lucy Jo Palladino, Ph.D., author of Find Your Focus Zone. Over time, too much adrenaline fries our focus. But you can regain it by figuring out your own problem areas -- what tends to trip you up? -- and using the following strategies to reel in your attention.

20 Ara 2009

Blog işleri - Jazzstop Suadiye


Yazamıyoruz ya da yazmıyoruz ne farkeder.. blog yürütmek kolay değil(miş), yayıncı değiliz aslında keyfine sürdürüyoruz desek de, bir beklenti oluşturuyoruz kendimizce.. yine de Kale'ye bir kere yazdıramadık ya yazıklar olsun bize.. adam sanki 30 senelik küstürülmüş yazar :)) yaz bi kere be adam..

* * *
cuma akşamı Jazzstop Suadiye'yi test etme şansım oldu, gerek merak-ı mekan gerekse Hale Caneroğlu yani Avrupa Yakası'ndan tanıdığımız Yaprak'ın performansı.. Mekan Suadiye Park'ın ikinci katı Mirror'ın kışlık restoranından bozma, perdelerle çevrelenmiş bir Beyoğlu havası yaratılmaya çalışılmış, basık tavan ve havalandırmanın yetersizliği biraz rahatsız edici.. gelen kitle orta yaş ve üstü.. Yaprak'ın performansına gelince; diziyi izliyorsanız oradan da az buçuk biliyorsunuzdur.. eleştirmek pek haddim olmayabilir fakat 1. çok cırtlaktı 2. bir o kadar da geveze... yine de kaldığım sürede genel olarak güzeldi.. Ajda Şarkıları kurtarmıştır belki de nazarımızda.. Kargo & Mirkelam, Kürşat Başar'ın saksofonla performansı ve bir kaç göze çarpan grup daha.. gelen kitle mekanın sürdürülebilirliği için umut veremesede belki diyorum...  

6 Kas 2009

Halloween @ Turkey!



sadece bir tespit!!

atiyorum...

yıl 1989.. (bugünlerde Berlin Duvarının yıkılışının 20. yılından akla çalmış olabilir...)

nerde o eski ramazanlar bayramlar dediğimiz zamanların son demleri...
ben o zamandan "halloween" falan hatırlamıyorum....

özellikle son 2-3 senedir; her yerde partiler..
Kırıntı'da bile özel "Cadılar Bayram'ı Çorbası"...


şimdilerde nerde.. heyecanı, bayram telaşı, harçlığı (yok artık!!)...

düşünülesi...

5 Kas 2009

5 Kasım!


Guy Fawkes… İngiliz tarihinin en büyük vatan haini…36 yaşında idam edildi. Çünkü sistemin karşısındaydı. Çünkü aristokrasinin ve burjuvazinin çürümüşlüğünden ve halkı umursamamasından rahatsızdı. Robert Catesby, Thomas Winter ve diğer komplocularla birlikte Kral I. James’e ve tüm aristokrasiye karşı büyük bir plan yaptılar. ‘Barut komplosu’ olarak bilinen olay çok şeyi değiştirdi…
Yönetimi ve rejimi yıkmak isteyen 12 komplocu Westminster Sarayı’ndaki İngiliz Parlamento binasını, o yılki aristokrasi zirvesinde havaya uçurmaya karar verdi. Komploculardan birinin bilgi sızdırması sonucu komplo ortaya çıktı ve Fawkes, gece yarısı parlamento mahzenlerinde barut fıçısıyla yakalandı. Fawkes, 31 Ocak 1606’da sarayın karşısında asılarak idam edildi ve vücudu parçalara ayrıldı. ‘Barut komplosu’ ise ülkenin tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Protestan devlet adamlarını alt ederek halkı ayaklandırmayı hedefleyen olayı anarşi hareketlerinin öncüsü sayanlar olduğu gibi Fawkes’ın ona biçilen rolden uzakta koyu bir Katolik, olayın da dinlerle alakalı olduğunu savunanalar da var. Ama bir gerçek var ki; 17. yüzyılın bütün zorluklarına ve dönemin muhafazakar ve baskıcı rejimine rağmen böyle bir olay her yönüyle önemli bir başkaldırıydı.

25 Eki 2009

Yorumsuz bir barış hikâyesi

Patrick Magee, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun (IRA) bir üyesiydi. 23 yıl önce, üç günlüğüne Britanya’nın “sayfiye” kenti Brighton’daki Grand Hotel’de 629 numaralı odayı, Roy Walsh adına tuttu. Otelde kaldığı süre içinde, duvara bir bomba yerleştirdi, 24 gün sonra patlaması için ayarladı.

Hedefi, otelde gerçekleşecek olan Muhafazakâr Parti toplantısı esnasında Margaret Thatcher’ı öldürmekti.

Bomba, ayarlandığı gibi gece üçe doğru patladı. Thatcher, konuşması üzerinde çalışmak için sabahladığı için kurtuldu. IRA’nın gelmiş geçmiş en ses getiren eylemi buydu. Zira az kalsın, Britanya hükümeti toptan havaya uçacaktı.

bir jazz festivali daha...


İstanbul her sene zenginleşen bir sonbahar daha geçiriyor..konserler, bienal, filmekimi, Jazz & Blues festivalleri.. başta Akbank Jazz Festivali kapsamında İlhan Erşahin'den başka gidecek etkinlik arıyorduk.. İlhan Erşahin'i bile 1 ay sonra Erik Truffaz ile vereceği konseri göze alarak gözden çıkarmıştık.. "böyle yazmaya başlayınca bir eleştirmen veya jazz sever gibi devam edecek görünsemde.." jazz için geleceğe yatırım diyelim..
* * *
Amuraben; 'Hip-hop jenerasyonundan kusursuz bir caz müzisyeni' olarak nitelendirilen Amerikalı vokal Jose James'e gitmeye 2 haftada önceden karar vermişti.. biletler alınırken ona buna sormuş tabii.. ben de çevremdekilere, hiç geleceklerini tahmin etmediğim kişilere çağrıda bulundum..
* * * 
O, bu derken doğum günlerimizde bile yakalayamadığımız bir katılıma ulaştık öyle ki o gece Babylon lokale döndü.. dürüst olmak gerekirse 
geceden çıkarımlar;
Jazz için daha zamanımız var.. altyapıyı sağlam tutalım.. zararı yok.. şimdilik bildiklerimizle, sevdiklerimizle yola devam..
akılda kalanlar; Umut'un arabaya "The Dreamer" albümünün kasetini bile aldığını, Selo'nun favori parçasının B2 olduğunu.. Cemile'ye belli bir süre sonra bütün şarkıların aynı gelmesi.. Kale'yi bunalmaktan son anda kurtaran dj Yakuza ve İhan Erşahin performansı.. ve gece sonu Kulp'a geçiş... unutmadan bir de; jazzseverin tekinin (!) uyarıları..

-Hocam İlhan (Erşahin) da konuşuyor, O'na niye bişi demiyorsunuz...

15 Eki 2009

Türkiye'de Spor?

Futbol benim konu değil ve GS dışında hiçbir takımı seyretmem ve takip etmem. Futbol oyunun kendisini yeterince eğlenceli bulmadığımdandır Şampiyonlar ligi finalini dahi seyretmekten sıkılmam. Her ne kadar konu futbol olsada sonuçta futbolda bir spor dalı ve sporun tüm güzellik ve çirkinliklerini içinde bulundurur. Bu sebeple Türkiye'deki spor ahlakı ve mentalitesi hakkında 2 gündür arkadaş çevremde yaptığım sohbetlerde ve radyo, gazete ve tvlerde izlediğim "spor yorumcularının" konuşmalarındaki basit düşüncenin beni rahatsız etmesinden dolayı bu yazıyı yazmak istedim.

İlk olarak, istinasız her kanal ve radyodaki sözde "Spor Haberleri" = 3 Büyükler futbol ve milli takım futbol. Sonuç olarak Türkiye'deki spor = 3 büyükler + milli takım futbol. Eğitimsizliğin, kültürsüzlüğün ve geri kalmışlığın en büyük örneği! Öncelikle tüm yayın organlarındaki bu çarpık zihniyetin değişmesi lazım. Yada değiştirin Spor haberleri ismini "3 büyükler ve milli takım futbol haberleri" diye, hiç itirazım olmaz o zaman. Bu cümlelerden sonra sadece futbol ile ilgili örnekler vereceğim, o yüzden yazdıklarımla çelişiyormuşum gibi olacak ama bu yazının çıkış noktası bu güncel örnekler olduğundan bu şekilde devam etmem gerekiyor.

13 Eki 2009

Aaa "Normal"leşmek


Bizim blogda "norm" üzerine yazı yazılması, Bekir Coşkun'un Göbeğini Kaşıyan Adam'ı gibi oldu.. kuyuya taş atan tabii ki Amuraben 

Malum bu günlerde Ermenistan ile ilişkilerimizi normalleştirmek adına imzalar atılıyor.. açılımlar devam ediyor.. tablo da Amerika ve AB' yi bu kadar sevindirik görmek tabi ki doğal kaynakların Batı'ya taşınmasından ibaret olsa gerek.. biz burada karlı çıktık mı (?) o düşünülesi ayrı bir konu.. fakat Dışişleri Bakanımızın
bu kadar sırıttığına göre vardır bir bildiği diyelim..

Umarım bir taraftan kimilerine göre normalleşirken, diğer taraftan normal olan ilişkilerimiz aa normalleşmiyordur..

Bu akşam ki Türkiye - Ermenistan futbol maçına Azerbaycan Bayrağı'nın alınmaması da anormal bir durum değilmiş.. Yeşil Bursa'dan yazdan kalma Mavi bir günde Alları giyerek maça gitmeleri de anormal kaçmaz heralde.. hem Bursa Vali'sine selam olur..

9 Eki 2009

Nobel Barış Ödülü,Kazanan:Obama %&#!????



Dünyanın dört bir yanında savaş halinde olan bir ülkenin başkanına (Barack Obama) verilen Nobel Barış Ödülü'ne karşıyım!!

2 Eki 2009

Ayağında Kundura


Ayakkabı fırlatma eylemi IMF toplantısı vesilesiyle İstanbul'da tekrarlandı. Eylem medyada ve yorumlarda tekrardan ibaret ve yaratıcılık yoksunu bir hareket olarak yorumlanmış olsa da önemli izler ve şifreler içermektedir. Yerinde ya da yersiz bir eylem olarak tarihe geçen ABD Başkanı "Sayın" Bush'a karşı gerçekleşen hareket, IMF Başkanı hedefinde tekrarlanması ile birlikte aktivist muhalif düşüncenin ana unusur dışavurum gösterisi haline dönüşmüştür. Daha sık biçimde, aynı çizgideki farklı hedeflere yönlenileceği aşikardır.

Ayakkabı fırlatma eylemi sadece fiziksel şiddet gösterisi olarak görülmemelidir. Ayakkabı nedir? Kirli nesne ayakkabı, üzerimizde taşıdığımız en mikrobik ve en pis aracımızdır. Ezerek kullandığımız, en zor şartlara dayanma kudreti gösteren yardımcı unsurumuzdur. Bu zor şartlar ve kirli sıfatlar ile nesne, yine de kullanım itibari ile sivil sıfat taşımaktadır. Çağdaş yaşamın en olmazsa olmaz temel aracıdır.

Fırlatma eylemi isabet ile sonuçlandığı takdirde ayakkabı, hedef olan bembeyaz yakalı sorumluları kirletmek vasfına sahiptir. Seçkin beyaz yakalıların iç temizliğinin dış görüntüsü olan beyaz gömleğin kirlenmesi büyük sorundur. Kirletme eylemi, içten dışa yansıtılmaya çalışılan aynanın tersi tekrarına atıfta bulunur.

Eylemin amacı kafa yarmak değil, aynanın ters çevrilmesidir.

Dost başa, düşman ayağa bakarmış.





25 Eyl 2009

Avustralya Mars Oldu...

Geçtiğimiz günlerde Avustralya'nın en büyük kenti Sydney, çölden rüzgarların taşıdığı kırmızı tozlarla birlikte adeta kızıl gezegen havasına bürünmüş.. hayat felç olmuş fakat fotoğraf tutukunları için de enfes kareler ortaya çıkmış..
 

24 Eyl 2009

Bu Tekirdağ Rakısı...



Bunu içersen; Tekel Fabrikası kazanır, Tekel Bayiileri kazanır, meyhaneler kazanır, peynirciler kazanır, mezeciler kazanır, balıkçılar kazanır, anason üreticisi çiftçiler kazanır, şişe üreticisi kazanır, nakliyeci kazanır, taksiciler kazanır...

İçtikten sonra kaza yaparsan; kaportacı kazanır, tamirci kazanır, hastaneler kazanır, doktorlar kazanır, Kaza yapıp ölürsen; mezarcılar kazanır, tabutçular kazanır, imamlar kazanır, lokmacılar kazanır.. bunu içersen cep telefonu operatörleri kazanır, büfeci kazanır, çiçekçiler kazanır, beyaz eşyacılar kazanır, mobilyacılar kazanır, avukatlar kazanır..

Velhasıl tüm Türkiye kazanır.
Krizin etkisi yok olur gider...
.

17 Eyl 2009

Cem Gariboğlu Teslim Oldu...



Günler geçti,aylar geçti ve en sonunda yakalandı.Aslında yakalanmadı teslim oldu. Ağzından çıkan ilk söz "pişmanım" olmuş. Bakalım bundan sonra ne olacak. Kimler bu kadar zaman kaçmasında yardımcı oldu?  Böyle bir vahşeti ne için yaptı? ve birçok daha soru. Münevver'in babasıda bir nebze olsun rahatlamıştır adam resmen 6 ayda çöktü yaşlandı. Umarım en ağır cezayı alır C.G.

13 Eyl 2009

Tur-fect !

  EuroBasket 2009 Polonya 
" Türkiye - İspanya maçı " Ömer Aşık'ın son saniyelerde ki bloğu.
 .
Maç sonrası Gasol kardeşler arasında geçen diyalog şöyle olsa gerek; "o son blok bizi bozdu be abi" Dış basın bizim iyi oynadığımızın farkına varmış.. (işte resmi site) futbolda ciddi rakiplerle karşılaşmamamıza rağmen ve son dakika mucizeleriyle bir dünya ve avrupa üçüncülüğü kazanmış bir millet olarak.. neden baskette bir altın almayalım..