C'A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
C'A etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kas 2009

5 Kasım!


Guy Fawkes… İngiliz tarihinin en büyük vatan haini…36 yaşında idam edildi. Çünkü sistemin karşısındaydı. Çünkü aristokrasinin ve burjuvazinin çürümüşlüğünden ve halkı umursamamasından rahatsızdı. Robert Catesby, Thomas Winter ve diğer komplocularla birlikte Kral I. James’e ve tüm aristokrasiye karşı büyük bir plan yaptılar. ‘Barut komplosu’ olarak bilinen olay çok şeyi değiştirdi…
Yönetimi ve rejimi yıkmak isteyen 12 komplocu Westminster Sarayı’ndaki İngiliz Parlamento binasını, o yılki aristokrasi zirvesinde havaya uçurmaya karar verdi. Komploculardan birinin bilgi sızdırması sonucu komplo ortaya çıktı ve Fawkes, gece yarısı parlamento mahzenlerinde barut fıçısıyla yakalandı. Fawkes, 31 Ocak 1606’da sarayın karşısında asılarak idam edildi ve vücudu parçalara ayrıldı. ‘Barut komplosu’ ise ülkenin tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Protestan devlet adamlarını alt ederek halkı ayaklandırmayı hedefleyen olayı anarşi hareketlerinin öncüsü sayanlar olduğu gibi Fawkes’ın ona biçilen rolden uzakta koyu bir Katolik, olayın da dinlerle alakalı olduğunu savunanalar da var. Ama bir gerçek var ki; 17. yüzyılın bütün zorluklarına ve dönemin muhafazakar ve baskıcı rejimine rağmen böyle bir olay her yönüyle önemli bir başkaldırıydı.

2 Eki 2009

Ayağında Kundura


Ayakkabı fırlatma eylemi IMF toplantısı vesilesiyle İstanbul'da tekrarlandı. Eylem medyada ve yorumlarda tekrardan ibaret ve yaratıcılık yoksunu bir hareket olarak yorumlanmış olsa da önemli izler ve şifreler içermektedir. Yerinde ya da yersiz bir eylem olarak tarihe geçen ABD Başkanı "Sayın" Bush'a karşı gerçekleşen hareket, IMF Başkanı hedefinde tekrarlanması ile birlikte aktivist muhalif düşüncenin ana unusur dışavurum gösterisi haline dönüşmüştür. Daha sık biçimde, aynı çizgideki farklı hedeflere yönlenileceği aşikardır.

Ayakkabı fırlatma eylemi sadece fiziksel şiddet gösterisi olarak görülmemelidir. Ayakkabı nedir? Kirli nesne ayakkabı, üzerimizde taşıdığımız en mikrobik ve en pis aracımızdır. Ezerek kullandığımız, en zor şartlara dayanma kudreti gösteren yardımcı unsurumuzdur. Bu zor şartlar ve kirli sıfatlar ile nesne, yine de kullanım itibari ile sivil sıfat taşımaktadır. Çağdaş yaşamın en olmazsa olmaz temel aracıdır.

Fırlatma eylemi isabet ile sonuçlandığı takdirde ayakkabı, hedef olan bembeyaz yakalı sorumluları kirletmek vasfına sahiptir. Seçkin beyaz yakalıların iç temizliğinin dış görüntüsü olan beyaz gömleğin kirlenmesi büyük sorundur. Kirletme eylemi, içten dışa yansıtılmaya çalışılan aynanın tersi tekrarına atıfta bulunur.

Eylemin amacı kafa yarmak değil, aynanın ters çevrilmesidir.

Dost başa, düşman ayağa bakarmış.





10 Eyl 2009

Vatandaş Olmak


Zor meslektir T.C. vatandaşı olmak. Zanaattır, çoğu zaman sanat’a kayar. Tüm gün mesaisidir, insanı yorar. Bilgi gerektirir, beceri zamanla kendiliğinden gelir. Sabır ister, nefes ister, güç ister.
.
Doktor olmaktır vatandaş olmak. Hayatta kalmak için doktorumsu bilgi gerekir. Zor iştir hastanelerde kendine bakmak, ilacını almak. Sağlık için, hem doktor, hem hemşire hem de hastabakıcı olmalı vatandaş.
.
Aynı zamanda ekonomi profesörüdür vatandaş. Krizler vız gelir, bağışıklık kazanır bünye, bir süre sonra teğet geçer olur. Pariteyi bilir, emtia borsalarını bilir. Faiz hesaplamasını kafasından yapar.
.
Hem jeologdur hem de müteahhittir vatandaş. Deprem ile yaşar. Richter’i sollar, fay hattında dans eder. Öncüsünü bilir, artçısını bilir.
.
Meteoroloji mühendisidir ama; Kar yağar, yoluna bakar. Yağmur yağar, kovayla dışarıya su atar.
.
.
Psikologdur, hem kendisinin hem de çevresinin akıl sağlığına mukayyet olmalıdır.
.
Avukattır, hakkını aramalıdır.
.
Çilingirdir, her kapıyı açmalıdır.
.
.
-Fotoğraf, Ara Güler

8 Eyl 2009

Son Dakika!


Başlık merak uyandırdı değil mi? Geçin efendim, önemli değil. Hatta isterseniz hiç okumayın, gerçekten önemli bir şey değil. Aşağıda yazacaklarım sadece bu paragrafın ve başlığın önemsizliğine bir gönderme.


Bir haber kanalını, herhangi bir saatte, yarım saatliğine dikkatli bir şekilde izleyin. Sayın bakalım kaç tane flaş patlıyor. Kırmızı ya da sarı, en göz alıcı şekilde, büyük puntolarla. Son Dakika! Son Durum!

Ne oluyoruz? Bir durun. Gün bitmiş, evimize çekilmişiz. DİNLENİYORUZ! 5 dakikada bir ekran parlıyor. O buna şunu demiş. Şu bununla toplanmış. Orada bu olmuş, 1 kişi ölmüş. Tamam haberdir bunlar, ama yarını bekleyemeyecek haberler midir? Haber bültenini bekleyemeyecek kadar mı önemlidir? Olmazsa olmaz, hemen öğrenmemiz gereken o son dakika haberlerinin kaçının ertesi günde izi kalır? 2 gün sonra kim hatırlar? Kaç tanesi gerçekten flaş gelişmedir?

Önemli midir bu son dakika haberleri, yoksa dikkatleri üzerine çeken haber kanalını mı önemli yaparlar? Bir koşturmadır gidiyor, bu koşturmanın temposunu medya belirliyor. Neye, ne önemi vereceğimiz bilinmezliğinde, reyting güdüsü ülke gündemini belirliyor. Nefes almadan, anlamadan tartışmalar başlıyor. Olması gereken gerçek gündemimiz ve huzurumuz yaratılan bu bilgi çöplüğü içerisinde kaybolup gidiyor.

Cidden, dinleniyor muyuz?

3 Eyl 2009

Soluk Mavi Nokta


Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her “yüce önder”, her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.
Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.

-Carl Sagan

Carl Sagan - Pale Blue Dot - Soluk Mavi Nokta from Cagdas Calis on Vimeo.

2 Eyl 2009

Radio Oxigen


“Take a deep breath” diye sloganı vardı. Çaldığı müzik gerçekten de nefes aldırırdı. Müzik zevkimin belirlenmesine, tapılası müzisyenlerle tanışmama vesile olmuş bir müzik vakasıydı canım radyom. Jazzy müzik benim için onunla başladı. Zenci sese dayanamıyorum saçmalığı içerisindeyken, soul ve funk ile yine onun sayesinde tanıştım.
.
Kendi deyişiyle “urban sound of İstanbul” idi Radio Oxigen. İstanbul’u sevmem için önemli bir nedendi. 3 aydır yok, kapandı. Bu kapanma hadisesi sevenlerine çok ağır gelir belki diye, Lounge 102 ile birleştiği söylendi. Bu birleşme denilen hadise zengin medya’nn güzel frekansımızın üstüne oturmasından öteye gitmedi. Yılların biriktirdiriği emsalsiz bir müzik arşivi vardı. Bu arşiv alındı Lounge fm’e taşındı. Bu taşınma, artık arkadaşım sandığım dj’lerim olmadan pek bir mana taşımadı. Birleşmiş adı ile LoungeO2, zen müzik sanatının minimal bayık huzuru içerisinde hiç elimin gitmediği bir radyo kanalı oldu çıktı.

Yakuza’yı Oxigen’de sevmiştik. Style-ist ile yine Oxigen’de tanışmıştık. Barthez cıvıltısı, Zeynep Erbay – Enjoy – Roxanne huzuru, Murat Uncuoğlu coşkusu, Ayhan Sicimoğlu neşesi dağıldı gitti. Sonar Kollektiv etiketi bile onunla sınırlarımızı geçip geldi. Yol arkadaşım, müzik hafızam, öğretmenim artık yok. Geriye bir tek öğrettiği yoldan edinilen kişisel müzik arşivim kaldı.

28 Ağu 2009

Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yagmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinamaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Orhan Veli

Şu Dünya'da tek bir zengin olmak emelim varsa, o da budur;

Kusra bakma şair, kusura bakmayın yoldaşlar.

27 Ağu 2009

Yar bana bir eğlence


Poyraz esiyor kaç gündür, hava serincene. Hani derler ya mevsim normallerinin altında seyretmek, yaklaşık bir haftadır öyle bir seyir halinde hava. Haliyle insanda yaz bitti telaşı estiriyor. İftar vakti bilinciyle güneşin de dakika dakika eksildiği ortada. Bir hüzündür aldı başını giden. Hey gidi 2009 yaz’ı hey.

Bu hüzünden kurtulmak için insan bahane arıyor her bir yanda. Neyse ki birkaç yerden sebepleniyorum kendimce. Onları paylaşıp, varsa aramızda benim gibi düşünen, yardımcı olayım istedim.

6 – 7 Eylül Eğlencesi
Gelenekselleşen, Başak ve benim doğum günü kutlama şenliklerimiz. Ne yaparız bilinmez ama eğlenmeye güzel bir bahane olduğu kesin.

12 Eylül / 8 Kasım - İstanbul Bienali
Antrepo No.3'te, Tütün Deposu ve Feriköy Rum Okulu'nda sergilenecek, 70 sanatçının 120 eseri. Gez gez, gör gör, düşün düşün bitmez. Bu yılın teması “ İnsan neyle yaşar?”. Düşünün 12 Eylül’e kadar, sonra gidip hep beraber bakarız cevabına.
http://www.iksv.org/bienal11/anasayfa.asp


1 Ekim – Jazzanova / Babylon Konser
Sezon başına çok ama çok yakışan bir konser. Jazzanova abimiz son dönemdeki etkin ve üretken kimliğini Babylon’da bizlere de gösterirse ve etkinlik “live” etiketi ile şenlenirse, değmeyin keyfimize. Fazla mı büyük bir beklenti içerisindeyim bilmiyorum ama içimden gelen his bu konserin sezona damgasını vuracağı yönünde.

8 Ocak – Yahşi Batı
Tarih çok uzak gibi görünse de zaman çabuk geçiyor. Bir Cem Yılmaz filmini beklemek hoş bir duygu.

Sizin de aklınıza gelen bahaneler varsa yorumlarda paylaşalım, hepimiz mutlu insancıklar olalım.


Haa, bir de şu var; Buralar eskiden dut bahçeleri ile doluydu :)

25 Ağu 2009

Rus Açılımı

Açalım, açmayalım %&+^#@^# v.s. derken yolum iki günlüğüne Antalya'ya düştü. Şehre girer girmez gördüm ki, açan açmış, Antalya baya bir ciddi Rus Açılımı yaşamış. Özellikle Kemer bölgesinde her yerde Rus ve Rusça görülüyor. Tabelalarda Rusça, Türkçe'nin üstüne çıkmış. Bazı mağaza ve işletmeler Türkçe yazmaya hiç gerek duymamış. Haksız da değiller aslında. Sokaktaki insan dağılımı öyle bir halde ki, orada bir süre yaşasam Türkçe'yi unuturum diye düşünüyor insan. Eminim belediye, hastane v.s. kamu kurumlarında da bu rusçalaşarak anlaşma modeli bir şekliyle hayat buluyordur. Esas olan anlaşmak nasıl olsa.

Garipsemedim, rahatsız olmadım.

Peki bu modeli meşhur ve güncel başka açılımlar için düşünsek? Iı olmadı! Rahatsız etti.

Peki neden rahatsız etti? Terorist başının, lider olarak adlandırılıp tartışmaya muhattap olarak sunulmaya çalışılmasından mı? Ya da işin en başından beri, konunun "var mısın yok musun" bilinmez salaklığı konseptinden öteye taşınmamasından mı?

Kutumda büyük hissetmek istemiyorum!

20 Ağu 2009

Aaa normal


Kuzey Amerika’da, özellikle 11 Eylül’den sonra, doğulu kişilere yönelik paranoya varmış. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz şarkıcı Şivan Perwer de, bu paranoya yüzünden, konser için gittiği Kanada’da polis tarafından kötü muameleye tutulmuş. Sorun büyük, kimse etnik kimliğinden ötürü farklı muameleye tutulmamalı, iyi ya da kötü.

Peki, sokakta anormal kılıkla dolaşıyorsan, seni gören insanların normal davranmasını nasıl beklersin?

Konunun aslı şekilsel değil. Değinmek istediğim “normallik” olgusu ve bu olgu çevresinde sosyal yaşam adaptasyonu. Eğer bir şeyi doğallığından ve asıl amacından sıyırıp, fark yaratmak için yapıyorsan, anormalleşiyorsan, farklı bakışla karşılaşmak olası ve hatta olağandır. Etki tepki meselesi. Tıpkı türban sorununda olduğu gibi?

Tıpkı plajda ayakkabı ile dolaşmak gibi ;)

5 Ağu 2009

Muhalefet Budur!



muhalefet budur!
muhalefet budur!
muhalefet budur!

on kere yüz kere daha yazarım

budur işte!


düğüm olmuş kravatlı, göbekli adamların laf cambazlığı

pozisyon koruma güdülü meslek edinmişlerin mesaisi

değildir muhalefet.

tekrar gösteriyorum;

muhalefet budur.

bunu idrak etsek, hayatımızın bir köşesine bu bilinci kazısak, insan olmayı, toplum bireyi olmayı beceririz belki. bu bilinç oluşsa her birimizde, konuşmaya, alkışlamaya ya da kızmaya hakkımız olur belki!

31 Tem 2009

Yasak!

İçemezsin, çık dışarı. Kötü insan, kaka insan, kokan insan.

Tamam! Bu tavrı bir not alalım, cebimizde saklayalım. Daha sonra tekrar kullanacağız.

Kapalı mekanlarda sigara içmek yasak. Mekan kimin? Can'ın, Onur'un, Selo'nun, Mertol'un hiç farketmez. Sahip karar verebiliyor mu mekanında ne yapılıp yapılamayacağına? Hayır, söz hakkı yok. Yasa var koskoca. A5 boyutundan az olmamak kaydı ile kocaman karşında. Kimine göre 62, kimine göre 69, yuvarlak hesap olsun diyene göre 70TL ceza.

Hani demokrasi deniyor ya işe gelince memlekette. Vatandaş düşünür, bugünü için, yarını için en iyisi neyse ona karar verir. O'nun kararı esastır, esas demokrasidir, demokrasi devlettir. Tamam güzel teori. Hadi gelin teoriyi güncel sigara yasağı konusu ile örnek pratiğe dökelim. Keyfi olarak bulunulan mekanlara; Restaurantlara, kafelere, barlara soralım. Sen sigara içilen mekan mısın, içilmeyen mekan mı? Cevabını yazalım kapısına, keyfiyetine göre müşterilerini karşılasın. Müşteri bilsin ve kendi iradesi ile içeriye girsin ya da girmesin?

-Mantıklı değil mi?
-Mantıklı.

-Olur mu?
-Olmaz!

-Neden olmaz?
-İşte efendim sigara içmeyen vatandaş o iradeyi çeşitli sebeplerden uygulayamaz!

-Çeşitli sebepler?
-Sosyal nedenler, zararın görmezden gelinmesi...

Olmaz dedirten bu sebepleri denklem içerisinde düşündüm ve karşılıklarını şu şekilde çıkattım;

Mahalle baskısı
Eğitimsizlik
..
.

Demek ki vatandaşı yukarıda sıraladığım karşılıklardan korumak için demokrasiden ödün veriliyormuş. Demek ki "korunması gereken" olduğunda, basma kalıp şekilde, her seferinde "demokrasi" denmiyormuş!

Cebimizdeki notu çıkaralım. Bu iki yüzlü tavır yaşantımızın başka hangi taraflarında var bir bakınalım.


Not: Sigara içmiyorum.

29 Tem 2009

Schumacher Geri Mi Dönüyor?


Bu manşeti 2007 ya da 2008 sezonunda görsem çok heyecanlanırdım. Futbol fanatiklerinin sevgi ve sevinç ritüeli olan tura çıkmak eyleminde bile bulunurdum. Gün bugün olunca ve aradan ciddi bir zaman geçince, manşetin etkisi ufak bir tebessümde kalıyor.

Olasılık haberini ilk duyduğumda ve daha sonra güvendiğim kaynaklardan doğrulattığımda verdiğim ilk tepki "mantıklı" demek oldu. Massa'nın geçirdiği feci kaza ile sezonu kapatmış olması, Ferrari takımı için 2009 sezonunun başlamadan biten bir angaryaya dönüşmesi, taşların Schumi geri dönmeli şekilde yerine oturmasını sağlıyor. Konuya başka bir taraftan bakacak olursak da, sportif olarak başarısız bir sezonu reklam ve pazarlama açısından şova dönüştürme şansını kullanmak Ferrari için önemli olacaktır. Tribünlerdeki seyirci sayısı ve reytinglerdeki dramatik düşüş, bu dönüş senaryosunun gerçekleşmesini en çok Bernie Ecclestone'nun isteyeceğini de aklıma getiriyor.

Yıllardır Ferrari için yetiştirildiği konuşulan Vettel'in, bu sezonun flaş takımlarından Red Bull'u bırakıp Ferrari'ye gelmesi ve sürücüler klasmanındaki 3.'lüğünü tehlikeye atması beklenecek bir gelişme değildir. Sezonun kalan 7 yarışında da test pilotları Luca Badoer ve Marc Gene ile yarışmak ne Ferrari takımı ne de taraftarları için tatmin edici olacaktır.

Her ne kadar yukarıda çizdiğimiz yolların tümü Schumi'nin 2009 sezonunu Ferrari için tamamlaması gerektiğini gösteriyorsa da, bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Büyükçene bir Michael Schumacher fan'ı olarak, yetersiz araç, adaptasyon ve kondisyon üçgeni içerisinde efsane'nin başarısız olma tehlikesini göz ardı edemiyorum. Bunu yaşamak istemiyor ve Schumi'nin böyle bir tatlı kumara kalkışmayacağını umut ediyorum.

31 Ara 2008

Flickr Dialogları


Flickr, Flickr..
Nedir bu kadar malzeme olan allah aşkına;

kişisel fotoğraflarımızı, albümlerimizi paylaştığımız, amatör ve profesyonellerden oluşan bir site mi sadece...

Çuvaldızı kendimize batırıyorum, biz de bu nalet olası düzenin parçası olmuşuz.. Burası Flickr, Facebook değil.. Bu yorumlar nedir, wallpaper koyulur mu koyulmaz mı?.. Bir kullanıcı (!) fotoğrafların adını soru cümlelerinden oluşturabilir mi.. ve ben.. başkasının çektiği foto'ları kendi profilime koymaya hiç mi utanmıyorum...

1 comment since yours:

Mertol said:

I like colors and clouds...

Onur COSKUN said:

Thanks..

1 comment since yours:

Mertol said:

ispanyol bir turist olsa gerek, Madrid'in içinden...

Onur COSKUN said:

teşhis doğru ama... madrid'in köyündenmiş bu turist arkadaş... içinden değil.

Mertol said:

yaprakların rengi dikkat çekici...

Onur COSKUN said:

teşekkürler :)

Mertol said: nassın iyi misin?

Onur COSKUN said:

hamdolsun kriz teğet geçti
Mertol said:
Amurlar dün gece çok içmiş.
Onur COSKUN said:
bomba var olm, arıyorum..

Sorular......

Ghosts? :)

Too Fast?

Sunlight or Moonlight???

Which one is the tallest?

What is the Matrix?

15 Ara 2008

Flickr 'Counter' Onur

bayramda madem İstanbul'dayız (!) o zaman bu bayramı fotoğraf çekmeye ayıralım dedik.

ikinci gün olmuş; Onur sabahtan katılamamış..
Ben, Amur ve rehberimiz Permuz Kanlıca sırtlarında 300-500 fotoğraf çekmişiz..

İlk gün Amur'la Sultanahmet civarında epey keyifli bir gün geçiren Onur,
akşamüstüne doğru telefonla arar ve yanımıza gelmek üzere yola koyulur..
O ara Kale&Leyla Kuzguncukta bir sokakta arabanın içinde bizi bekler..

O da ne, inanılmaz bir trafik vardır 2. köprüde..

Kale'nin yanına ulaşan biz, İsmet Baba'nın bitişiğindeki cafeye oturup Onur'u beklemeye başlamışız..

hoş beş çay kahve derken Selo arar; nerde olduğumuzu sorar..
"hacı gelme çok trafik var Onur bile hala gelemedi.." deriz,
deriz ama hakikaten Onur nerde kalmıştır ?

- Aloou, nerdesin be Hacı nerde kaldın?!

- bi sokaktayım resim çekiyorum... geliyorum.. siz nerdesiniz ?

- nee ! ? olm biz İsmet Baba'nın yanındaki cafede seni bekliyoruz...

- haaa ne bilim abi siz çoktan çekmeye başladınız sandım, bende size yetişeyim diye arkadan çeke çeke geliyorum.. ulan Kale ile Leyla sokaktayız deyince...

Ay Yıldız



servisteyim.. eve dönüyorum.. (pendik civarı) telefon çalıyor..
arayan O.Coşkun..

--olm havaya bak, aya bak, yıldıza bak.. ohaa süper.. makina yanında mı?

- biliyorum, ama hava puslu Amur'u ara..!!


Amur aranır.. (@yeni Gebze)
...

--olm havaya bak, aya bak, yıldıza bak.. ohaa süper.. makina yanında mı?

- gözükmüyor birşey, hava puslu..

--olm nasıl görmezsin yaa.. Mertol görüyor sen nasıl göremezsin!!!
bilmem kaç yüz bin yılda bir oluyormuş bu..

-- e daha geçen sene oldu!!

22 Tem 2008

Kişisel İleti

Kimi gelir, kimi gider. Eylül 2006 (Msc bıraktı..)

bindirilmiş kıtalar ha! hey yavrum hey..

Senin hayatın yalan dolan. Ne konuşuyorsun densiz şerefsiz!
Milliyet allah belanı versin.
Her halk hakketiği şekilde yönetilir.

Yaşasın hainlere karşı illegalite 1.8.2007
Bütün izinler iptal artık, Atamızın bekçisiyiz.
Kime hürriyet neye hürriyet 15.8.07 (Emin Çölaşan kovuldu - Hürriyet)
Siper ettim gövdemi. 16.8.07
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. 21.8.2007
Karşı devrimin karşı devrimcisi. 28.8.2007 (11. cumhurbaşkanı)

Gözaltında! İçeride ya da dışarıda. 02.07.2008 (Ergenekon)

27 May 2008

Dön dedik, dönmedin..

Uğruna pankart bile yaptırdık.
Baltalimanında tellere astık , Sami Yen'de dalgalandırdık , adını haykırdık..
Kim diye sordular ?
12 sırt numaralı çocuk dedik !
Ama sen dönmedin !!

(cnn turk)

http://www.cnnturk.com/video/index.asp?vid=5036